Cuma, 03 Eylül 2010
 
 
Ana Menü
Anasayfa
KARYADER
YAZARLARIMIZ
Sağlık Köşesi
Anılar ve Tanıdık Yüzler
Dost Siteler
Ziyaretçi Defteri Arşivi
İçimizden Biri
Rastgele Resim
Zeki-KK.JPG
Bölümler
Sarıkamış'a Dair
Kimler Sitede
Şu anda 6 konuk çevrimiçi
Giriş Formu



Sponsor Bağlantılar
HABERLER
Ziyaretçi Sayacı
mod_vvisit_counterBugün Tekil205
mod_vvisit_counterDün218
mod_vvisit_counterBu Hafta1122
mod_vvisit_counterBu Ay663
mod_vvisit_counterTüm Zaman101066
Sayaç
Popüler Konular
Yeni Konular
Gegilliler ve Gegili Baba Ziyaretgahı PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Perşembe, 26 Ağustos 2010 16:42

Sarıkamış Karapınar Köyünde Gegilliler ve Gegili Baba Ziyaretgahı
Bilindiği gibi Karakurt’a bağlı KARAPINAR köyünde GEGİLİ diye isimlendirilen bir ziyaret yeri bulunuyor.

Şamanlar (Erenler) mümkün olduğu kadar obadan ve yollardan uzak bir tepeye yerleşirlermiş.

Bilindiği üzere Karakurt Ailesi 1920'de önce Sarıkamış'ın ve ardından Kars kurtuluşu sonrası Ermeni’nin boşatmış olduğu Karapınar'a yerleşiyorlar. Kars'ın kurtuluşu Ekim ayını bulduğundan, kış şartları nedeniyle aile o yılı Hasankale'de geçiriyor ve ancak 1921 yılının ilkbaharında Yoğunhasan'a dönüyor ve burası yanmış yıkılmış olduğundan zorunlu olarak Karapınar'a taşınıyorlar.

Bizim bölgenin Ermenileri bizden önce mi sonramı bölgeye gelip yerleşmişlerdir? Bu sorunun cevabı "bizden sonra" şeklindedir. Bizim bölgeye gelişimiz 1800'lü yılların öncesidir ve bu tarihte sadece Karakurt civarında yaşayanlar vardır ve bunlar da Ermeni değildir. Ermenilerin bölgeye yerleşimi 1877 Osmanlı-Rus savaşından sonraki yıllardır. Osmanlı hâkimiyetinde yaşayan Erzurum Ermenileri ile Sivas Rumları, Rusların daveti üzerine bölgeye gelmişler ve Ruslar tarafından bilinen köyler inşa edilerek yerleştirilmişlerdir.

Bizim mezarlığın ortasında yer alan mezarlar, Sevgili Muhittin'in de belirttiği gibi Rum veya Ermeni mezarları değildir. Bu mezarlar bölgeye gelip yerleşmiş ve uzun süre kaldıktan sonra, muhtemelen Karakurt'a gelip yerleşenlerin baskısı ile bölgeyi terk eden Müslüman bir orta Asya kavmidir. Bu kavim "gegili" kavmi olsa gerek ve ihtimaldir ki Müslüman olan bu kavim, o yıllarda, belirgin olarak şaman dini veya kültürü altındadır. Bizimkiler Karapınar'a yerleşir yerleşmez, o yıllarda Ermeni köyleri olan Başköy, Armutlu, Gülentap ve Karapınar arasında yer alan Gegili Ziyeretgahını hemen ziyaret ederler. Bundan anlaşılması gereken bizimkilerin burayı öteden beri biliyor olmaları. Yani bu ziyaret ilk olmayıp, bizimkiler, Ermeniler buraya yerleşmeden önce burayı biliyorlardı ve yüzyıl önce edindikleri bir alışkanlıktı. İlk fırsat bulduklarında hemen ziyaret etmişler.

Diğer yandan Yoğunhasan'da bazı bulgulara erişilmesi doğal. Burayı bizimkiler Gırnavuk'ta yaşarken Yoğunhasan ve Aras vadisinin sağını solunu satın alıyorlar. Burayı bizimkilere satan Karakurt'ta yaşayan kişinin oğlu Hasan'a aitmiş. Oğul Hasan'a ait arazi olarak isimlendirilen bu yer sürülerin otlatılması amacı ile satın alınmıştır. Anlatmak istediğim bu bölgede Hasan'a ait yerleşim var imiş.Karakurt'taki bu yerleşikler zaman içerisinde bu bölgeyi tamamen terk ediyorlar ve bizimkiler bunların doğal varisi gibi Karakurt'u sahipleniyorlar.
Köyde, bizim ölülerimizle kuçak kuçağa yatan ama bize ait olmayan bu mezarları hep merak etmişimdir. Bizimkiler hiç çekinmeden bu mezarların yanına bizim ölüleri defnettiklerine göre, en azından inanç yönünden kendilerine yakın bulmuş olmalılar. Yani mutlak manada mezarlığın ortasında yer alan mezarlar, Müslümanlara ait olmalı, yoksa bizimkiler bu kadar rahat davranmazlardı ve bu mezarları bu derece önemsemezlerdi. En önemlisi Gegili bölgesini ziyeretgah etmezlerdi.

Tahminime göre, binli yıllardan sonra köyün bulunduğu bölgeye Gegil/Çiğil boyu gelip yerleşiyor. Bunlar 1600 yıllarda bu bölgeyi terk edip Konya/Eskişehir tarafına gidiyorlar ve aynı yıllarda bölgeye, özellikle Karakurt'a, Kurt Reis'in soyu hakim oluyor. Daha sonra bunlarda bölgeyi bize terk edip ağırlıklı olarak Artvin'in Arhavi bölgesine gidiyorlar. Bu yazdıklarım doğru veya yanlış olabilir; sanırım bu görüşlerim zamanla tam oturur.

Selam ve sevgilerimle...
Muhsin KARAKURT

 
Geziden Görünümler PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Perşembe, 26 Ağustos 2010 16:56

Sarıkamış Karapınar Köyündeki Gezimizden Görünümler (Fotoğrafların tümü forum bölümündedir.)

 

Son Güncelleme: Perşembe, 26 Ağustos 2010 17:03
 
Muhittin Karakurt'la Röportaj PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 29 Haziran 2010 16:09

Karakurtlar36.com sitesi röportajlarına hız kesmeden devam ediyor. Bu bölümde köyümüzde doğup büyümüş  Muhittin ağabeyimizle bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu güzel buluşmada Yahya ve Turgay’ın sorularını cevaplayan Muhittin ağabeyle  yaşantısı ve başarı hikayesi ve Karakurtlar hakkında röportaj yaptık. Bu güzel söyleşiden dolayı Muhittin ağabeye teşekkürlerimizi iletir yaşantısında başarılar dileriz.


Uzun, yorucu ve sıkıntılarla dolu okul yıllarınız geçti. Günümüzdeki öğrencilere örnek olması açısından o dönemlerde neler yaşadınız. Eğitim süreciniz hakkında bize bilgi verir misiniz?


İlkokulu Karapınar’da okudum. Köyümüze daha yeni okul açılmıştı. Karapınar ilkokulunda ilk okuyanlardan biriyim. Bizden önceki ağabeylerimiz  Beşyol, Karakurt  ve diğer köylerde okuyorlardı. Köydeki eğitim hayatında çok başarılıydım. İlkokulu bitirip mezun olduktan sonra Ortaokulu Karakurt’ta iki yıl Yakup Ağanın evinde kalarak onların çocukları ile birlikte okudum. Son yılı da Karaosman amcanın evinde  kalarak okudum. Genelde hafta sonları Karakurt’tan köye yürüyerek gider ve gelirdik. Karakurt Ortaokulu'nun ilk öğrencisiyim o zamanlar daha okul binası yapılmamıştı. Mamo Dayı'nın kahvesinde tabureler ve tahta sandalyelerin üzerinde oturup ders işlerdik. Bir yarıyıl geçtikten sonra Sarıkamış’da ki okullardan eski sıralar getirdiler. Çay ocağının hemen yanında zorla gördüğümüz bir kara tahtamız vardı oraya bakarak ders ilerdik. Bazılarımız tahtaya arkasını dönerek oturmak zorunda kalırdı. Derken bir yıl böyle geçti. İkinci dönem Ruslardan kalma ve hala okul olarak kullanılan binanın üzerine betonla kapatıp gerçek anlamada okulumuza kavuştuk. Okul daha tam yapılmamıştı hatta okulun üzerindeki betonu biz attık. İki üç ay boyunca okulun inşaat işlerinde hamal olarak çalıştıktan sonra okulu üç dershanelik bir yapıya kavuşturduk. Daha sonraki yılda birinci sınıf  öğrencileri gelince sınıf sayımız artmıştı. Ortaokuldan mezun olduktan sonra Sarıkamış’a gittim. Celal amca hemen kolumdan tutup beni liseye kayıt etti. Üç yıl boyunca bana velilik yaptı.  Sarıkamış’ta ilk yılı  Müslüm ve İbrahim ağabeyle ev tutarak geçirdik. Onlarla beraber Kars yolunda bir evde kalıyorduk. Ekmeğimiz haftada yâda iki haftada bir köyden gönderilirdi. Bekleme süresi uzadıkça ekmeğimiz küflenirdi. Kars yolunun kenarında Yağbasan Köyünde doğru uzayan  bir dere vardı. Biraz ötemizde Sarıkamış şehitleri için yapılmış bir anıt ormanın içinde bütün ihtişamı ile duruyordu. El arabası ile yakacak koz ve dal toplarken Müslim’le hep onun etrafında dolaşırdık. Evimiz tren yolunun kenarındaydı, okulda kolordu mahallesindeydi. Okul ve ev arasındaki mesafe çok uzaktı. Soğuk havalarda oldukça zorlanıyorduk. Okul Sarıkamış’ta kolordu mahallesindeydi. Kışın zor şartlarında okuldaki ısı  +21 dereceydi ve dışarının sıcaklığı da  -21 dereceydi. Dışarı çıkışta müthiş bir sıcaklık farkı olurdu.  Sırtımızda  bir ceket birde pantolon vardı birde beyaz naylon gömlek.  Yaklaşık 42 derece ısı farkında  eve yetişene kadar ani ısı değişimi  bizi kötü etkilerdi. Sıcaklık farkına aniden maruz kalan bedenimiz fizyolojik olarak etkileniyordu. Eğer çarşının içindeki eski hal binası yanındaki umumi tuvalete yetişemezsek  eve gidene kadar  pantolonumuz  paçalarına istemeyerek işerdik  ve  pantolon buz tutar teneke gibi oludu. Eğer bu tuvaleti tutturamazsak ikinci uygun bölge eski asker hapishanesinin önündeki yol olurdu. Oradan geçerken duvara işiyorduk bizi gören askerler tempo tutarak alkış ve ıslıklarla tezahürat yapıyorlardı.

Liseyi rahmetli Fahrettin’le birlikte bitirdik. İbrahim ve Şevket ağabeyler bizden öndeydiler.  Onlar lise ikiye giderken biz yeni bire başladık. Daha sonra üniversite sınavına hep birlikte girdik. İlk sınavdan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Daha on yedi yaşındaydım ve büyük bir şehirde yalnız başıma kalmıştım. Çeşitli sebeplerden dolayı hukuku bırakıp Ankara da Makine Mühendisliği ve Üniversitesi bünyesinde Tıp fakültesini kazandım bir yıl kadar devam ettim ve bıraktım.
Daha sonra ITU bünyesinde bulunan Elektrik-Elektronik Mühendisliği fakültesinde beş yıl eğitim gördükten sonra Yüksek mühendis olarak mezun oldum..

Ortaokul döneminde Karakurt’a inmek büyük sıkıntıydı. Bazen vasıta sorunu yaşanırdı Gidiş- geliş sorununu nasıl hallederdiniz? Konuyla ilgili başınızda geçen ilginç anılarınız oldu mu?

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Haziran 2010 23:08
Devamını oku...
 
BİZİM ORALAR PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 18 Ağustos 2010 10:16

BİZİM ORALAR

ÖNCE KARAKURT SONRA SARIKAMIŞ’A GİDİŞ

16 Temmuz 2010 Cuma günü, tek başıma Erzurum’dan yola koyuldum. Hava serin ve parçalı bulutluydu. Gökyüzünde bulutlar su gibi akıp gidiyordu. Etrafın bu derece yeşil olacağını beklemiyordum. Önce Hasankale, sonra Horasan ve işte Şeytangeçmez. İlk dönemeç, bana rahmetli Polat amcanın kazasını hatırlattı. Derken yol kenarındaki Karayolları Çeşmesi’ne geldim, indim, suyu yudumladım; yüzümü yıkadım ve tekrar gaza bastım.

Aras’ın suyu bol ve çamurluydu. Belli ki, yukarı tarafta bol yağmur yağmıştı. Ve sağımda tanıdığım topraklar, gazı kestim, vitesi küçülttüm. Söğütlü yemyeşil, sanki biçilmemiş gibi. Sonra aşağı ve yukarı Gırnavuk, ve daha yukarıda Kondol. Her taraf yeşilin işgalinde, oysa ben sararmış bir arazi hayal ediyordum. Kondol’u ağaç bürümüş, adeta küçük bir koru oluşmuş. Arabayı durdurdum, hayran hayran seyrettim. “Bizim buralarda iklim değişti, hava ılımanlaştı, yağmura bağlı olarak bitki örtüsü arttı.” diyorlardı da inanmıyordum, meğer doğruymuş.

Tekrar hareket ettim, önümde Bererez, kavaklar yükselmiş. Yine durdum. İleride Yoğunhasan ve daha yukarısında Kale ve Kamış Gölü’nün önündeki tümsek. Yıllar yılı yağmur sularıyla oluşmuş bu vadi de yemyeşildi. Yer yer biçilmiş çayırlarda, toplanmış ot yığınları, göze çarpıyordu.  Galiba köyün nahırı aynı bölgede otluyordu.

Torığ’da gördüğüm çam ağaçları, beni hayretler içinde bıraktı. Ağacın kendi kendine böyle yetişeceğini ve tüm Aras Vadisi’ni bu şekilde saracağını, düşünemezdim. Yüzlerce binlerce cam ağacı tüm vadinin sağında solunu parsellemişti. Vadi on yıla kalmaz, ağaca doyacak gibi.

Bu düşünce içinde Karakurt’a vardım. Direksiyonu Karakurt Petrol’e çevirdim. Sevgili Erdal ofisin önünde, gölgede oturuyordu, selam verdim, aldı, ama tanımadı. Arabayı durdurdum, yanına doğru yürüdüm, o an tanıdı. Oturduk, hal hatır sorduk, birbirimize takıldık ve nihayetinde geleceğe ilişkin özlemlerimizi dile getirdik. “Eko burada ev yaptı, yakında nalburiye işine başlayacağız.” dedi. Biz böyle sohbet ederken, Murat, Kenan ve Erkan cumadan geldiler. Onlarla da kısa muhabbetler yaptık. Köye gidip, gitmeyeceğimi sordular. Sarıkamış’taki işleri bitirdiğimde, iki günlüğe köye gideceğimi söyledim.

“Haydi balık yiyelim.” dediler. Arabalara bindik, Sarıkamış’a doğru gaza bastık. Karakurt-Mascitli arasında duble yol çalışması vardı. Toz toprak arasında Mescitli’yi geçtik. Kara elmas gibi parlayan opsidyen taşlarını geride bırakıp, Düzmeşe’ye vardık. Hemen ardından Polpoşta Vadisi’ne süzülüp, Halil Beyin Köprüsü’nün olduğu viraja ulaştık. Ben Halil Beyi düşünürken, balık yiyeceğimiz yere gelmiştik.

Beni Keklik Deresi’nde yetiştirilen ve Karayolları Çeşmesi’nde oluşturulmuş kamyon üzerindeki barakada pişirilerek servis edilen mekana götürdüler. Erdal, Kenan ve ben, bu salaş yerde oturup, ikişer alabalık götürdük. Galiba orman havası iştahımı açmıştı, balık sevmeme rağmen, iki tane yemiştim. Lezzetli bir yemekti; sevgili Erdal’a ve Kenan’a, bu ikramlarından dolayı teşekkür ediyorum. Yemekten sonra onlar Karakurt’a döndüler; ben Sarıkamış’a devam ettim. Müthiş bir hava ve manzara vardı, çeşmeden bol bol soğuk su içtim; hem de ellerimin üşümesine aldırmadan.

İşte yeşiller içerisinde Sarıkamış karşımda. Bildiğim Sarıkamış’tan çok uzak. Epey yeni bina yapılmış, büyümüş. Fakat imar yönünden insanda hoş bir izlenim bırakmıyor. Bu nedenle içimde bir burukluk oluşuyor ve o eski Sarıkamış’ı arıyorum. Ben bunları düşünürken, yağmur çiselemeye başlamıştı. Bizim evin önüne geldiğimde, yağmur şiddetini artırmıştı. Arabadan inmeden hem yağmuru hem de apartmanı uzun uzun inceledim, geçmişe açıldım. Hey gidi günler hey!... Karakurt Ailesinin yetiştirmiş olduğu ve gerçek bir halk adamı olan Abdullah Karakurt, 1983 yılında, bu evde vefat etmişti. Zaman nasılda akıp gitmişti, tamı tamamına 27 yıl geride kalmıştı. Yağmur hiç kesmedi, gece şiddetini daha da artırdı. Gece yarısı yataktan çıkıp, yağmurun sesini dinlemek üzere pencerenin önüne gittim. Hızımı alamadım, pencereyi açtım, yağmuru ve temiz havayı daha yakından hissetmeye çalıştım. Sonra kendime güldüm. Birileri yaptıklarımı görse,”Bu adam kafayı yemiş.” der, diye.

Selam ve sevgilerimle…
Muhsin KARAKURT

Not: Muhsin abimizin memleketteki izlenimlerini kaleme aldığı yazı dizisi sitemizin forum kısmında yayınlanmaktadır. Yazının devamı için foruma üye olmanız gerekmektedir.

Son Güncelleme: Perşembe, 26 Ağustos 2010 16:15
 
Yoğunhasan (Karapınar) Kalesi PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Aralık 2008 00:10

Yoğunhasan(Karapınar)Kalesi

Kale; Sarıkamış’ın 40 km. güney batısındadır. Karapınar köyünün5 km. batısında bulunan Yoğunhasan kalesi,1730 m. yüksekliktedir.  Yaklaşık 100 m. yükseklikte bir ana kaya üzerine kurulmuştur.  Kaleye Karapınar köyünden sonra stabilize bir yol ile ulaşılır.
Karapınar deresi, kalenin güneyinden batısına doğru devam  etmektedir. Kalenin yaklaşık 4 km. kuzeyinden gecen Erzurum-Kars cevre yolu kaleden iyi bir şekilde görülmektedir.

Son Güncelleme: Pazartesi, 22 Haziran 2009 16:14
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 21