|
BİZİM ORALAR
ÖNCE KARAKURT SONRA SARIKAMIŞ’A GİDİŞ
 16 Temmuz 2010 Cuma günü, tek başıma Erzurum’dan yola koyuldum. Hava serin ve parçalı bulutluydu. Gökyüzünde bulutlar su gibi akıp gidiyordu. Etrafın bu derece yeşil olacağını beklemiyordum. Önce Hasankale, sonra Horasan ve işte Şeytangeçmez. İlk dönemeç, bana rahmetli Polat amcanın kazasını hatırlattı. Derken yol kenarındaki Karayolları Çeşmesi’ne geldim, indim, suyu yudumladım; yüzümü yıkadım ve tekrar gaza bastım.
Aras’ın suyu bol ve çamurluydu. Belli ki, yukarı tarafta bol yağmur yağmıştı. Ve sağımda tanıdığım topraklar, gazı kestim, vitesi küçülttüm. Söğütlü yemyeşil, sanki biçilmemiş gibi. Sonra aşağı ve yukarı Gırnavuk, ve daha yukarıda Kondol. Her taraf yeşilin işgalinde, oysa ben sararmış bir arazi hayal ediyordum. Kondol’u ağaç bürümüş, adeta küçük bir koru oluşmuş. Arabayı durdurdum, hayran hayran seyrettim. “Bizim buralarda iklim değişti, hava ılımanlaştı, yağmura bağlı olarak bitki örtüsü arttı.” diyorlardı da inanmıyordum, meğer doğruymuş.
Tekrar hareket ettim, önümde Bererez, kavaklar yükselmiş. Yine durdum. İleride Yoğunhasan ve daha yukarısında Kale ve Kamış Gölü’nün önündeki tümsek. Yıllar yılı yağmur sularıyla oluşmuş bu vadi de yemyeşildi. Yer yer biçilmiş çayırlarda, toplanmış ot yığınları, göze çarpıyordu. Galiba köyün nahırı aynı bölgede otluyordu.
Torığ’da gördüğüm çam ağaçları, beni hayretler içinde bıraktı. Ağacın kendi kendine böyle yetişeceğini ve tüm Aras Vadisi’ni bu şekilde saracağını, düşünemezdim. Yüzlerce binlerce cam ağacı tüm vadinin sağında solunu parsellemişti. Vadi on yıla kalmaz, ağaca doyacak gibi.
Bu düşünce içinde Karakurt’a vardım. Direksiyonu Karakurt Petrol’e çevirdim. Sevgili Erdal ofisin önünde, gölgede oturuyordu, selam verdim, aldı, ama tanımadı. Arabayı durdurdum, yanına doğru yürüdüm, o an tanıdı. Oturduk, hal hatır sorduk, birbirimize takıldık ve nihayetinde geleceğe ilişkin özlemlerimizi dile getirdik. “Eko burada ev yaptı, yakında nalburiye işine başlayacağız.” dedi. Biz böyle sohbet ederken, Murat, Kenan ve Erkan cumadan geldiler. Onlarla da kısa muhabbetler yaptık. Köye gidip, gitmeyeceğimi sordular. Sarıkamış’taki işleri bitirdiğimde, iki günlüğe köye gideceğimi söyledim.
“Haydi balık yiyelim.” dediler. Arabalara bindik, Sarıkamış’a doğru gaza bastık. Karakurt-Mascitli arasında duble yol çalışması vardı. Toz toprak arasında Mescitli’yi geçtik. Kara elmas gibi parlayan opsidyen taşlarını geride bırakıp, Düzmeşe’ye vardık. Hemen ardından Polpoşta Vadisi’ne süzülüp, Halil Beyin Köprüsü’nün olduğu viraja ulaştık. Ben Halil Beyi düşünürken, balık yiyeceğimiz yere gelmiştik.
Beni Keklik Deresi’nde yetiştirilen ve Karayolları Çeşmesi’nde oluşturulmuş kamyon üzerindeki barakada pişirilerek servis edilen mekana götürdüler. Erdal, Kenan ve ben, bu salaş yerde oturup, ikişer alabalık götürdük. Galiba orman havası iştahımı açmıştı, balık sevmeme rağmen, iki tane yemiştim. Lezzetli bir yemekti; sevgili Erdal’a ve Kenan’a, bu ikramlarından dolayı teşekkür ediyorum. Yemekten sonra onlar Karakurt’a döndüler; ben Sarıkamış’a devam ettim. Müthiş bir hava ve manzara vardı, çeşmeden bol bol soğuk su içtim; hem de ellerimin üşümesine aldırmadan.
İşte yeşiller içerisinde Sarıkamış karşımda. Bildiğim Sarıkamış’tan çok uzak. Epey yeni bina yapılmış, büyümüş. Fakat imar yönünden insanda hoş bir izlenim bırakmıyor. Bu nedenle içimde bir burukluk oluşuyor ve o eski Sarıkamış’ı arıyorum. Ben bunları düşünürken, yağmur çiselemeye başlamıştı. Bizim evin önüne geldiğimde, yağmur şiddetini artırmıştı. Arabadan inmeden hem yağmuru hem de apartmanı uzun uzun inceledim, geçmişe açıldım. Hey gidi günler hey!... Karakurt Ailesinin yetiştirmiş olduğu ve gerçek bir halk adamı olan Abdullah Karakurt, 1983 yılında, bu evde vefat etmişti. Zaman nasılda akıp gitmişti, tamı tamamına 27 yıl geride kalmıştı. Yağmur hiç kesmedi, gece şiddetini daha da artırdı. Gece yarısı yataktan çıkıp, yağmurun sesini dinlemek üzere pencerenin önüne gittim. Hızımı alamadım, pencereyi açtım, yağmuru ve temiz havayı daha yakından hissetmeye çalıştım. Sonra kendime güldüm. Birileri yaptıklarımı görse,”Bu adam kafayı yemiş.” der, diye.
Selam ve sevgilerimle… Muhsin KARAKURT
Not: Muhsin abimizin memleketteki izlenimlerini kaleme aldığı yazı dizisi sitemizin forum kısmında yayınlanmaktadır. Yazının devamı için foruma üye olmanız gerekmektedir. |