Karapınar Köyünde Halil beyin torunu olan İhsan Karakurt'un oğludur. 1969 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Karapınar köyünde doğdu. İlkokulu Karapınar'da bitirdikten sonra 1980 yılında Almanya'da bulunan ailesinin yanına yerleşti. Orta ve lise öğreniminin ardından Almanya’nın en büyük demir çelik fabrikası THYSSEN KRUPP fabrikasında makine ustası mesleki eğitimine başladı. 3 yıl süren mesleki eğitimini başarı ile tamamlayan Engin Karakurt 1987 yılında mesleki eğitimini tamamladığı bu fabrikada tekniker olarak işe başladı. Çalıştığı alanda bir dönem gençler temsilcisi, ardından sendika temsilcisi vekilliğine geldi. 2002 yılında yapılan sendika yönetimi belirleme seçimlerinde aday adayı olan Engin Karakurt seçimde başarılı çıkarak 19 kişilik yönetim kuruluna yabancıları temsilen girmeyi başardı. Halen bu görevi yürütmekte olan Engin KARAKURT evli 3 çocuk (Okan, Kübra, Emre) babasıdır.
Almanya’nın en büyük işçi sendikası olan IGM metal sendikasında 2500 kişinin çalıştığı Bochum şehrindeki tesislerde 3 dönemdir sendika yönetim kurulunda yer alan Engin KARAKURT;Mart 2010 da yapılacak yeni yönetimi belirleme seçimleri yapılacak. Yüzlerce kişi içinde, ön seçimle 50 kişilik aday adayı listesinde ilk 10 a girerek aday adayı olmaya hak kazandı. 15 Mart'ta 21 kişilik sendikanın yönetim kurulu belirleme seçimlerinde ilk 6 ya kadar yükseleceği tahmin ediliyor. Her dört yılda bir yapılan sendika seçimlerinde Engin KARAKURT 2500 kişinin çalıştığı tesislerde 3 dönemdir yabancıları temsilen IGM sendikasının Bochum kenti tesislerinde sendika yönetim kurulunda yer alıyor. Birçok başarılı projelerde yer alan Engin KARAKURT, 15 Mart 2010 da yapılacak seçimlerde yeniden yönetim kuruluna seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Alman Sosyal Demokrat Partisi tarafından Bochum şehrinde yabancılar meclisi üyeliğine de aday gösterilen Engin Karakurt sendikacılığı süresinde Alman politik çevrelerle kurduğu sağlam ilişkilerle yabancılar için birçok sosyal hak ve projelerde büyük çaba ve çalışmaları olmuştur.
Engin KARAKURT'u bu güzel çalışmalarından dolayı tebrik eder, 15 Mart 2010 seçimlerinde yeniden seçilmesi için kendisine bol şans ve başarılar dileriz.
Son Güncelleme: Salı, 02 Mart 2010 23:49
Onbirinci Düş
Administrator tarafından yazıldı.
Cuma, 12 Şubat 2010 11:41
Onbirinci Düş
BİR YOLCULUĞUN HİKAYESİ
Not: Saygıdeğer yazarımız Muhittin KARAKURT'un yazı dizisinden 11. düşü sizlerle paylaşmaktan dolayı sevinçliyiz. Yazarımızın tüm düşleri birbirinden güzel olup 11. düşün sadece çeyrek yazısını portalda paylaşıyorum. Tamamını görmek isteyen forum kısmında okuyabilir. Bu güzel paylaşım için Muhittin abiye teşekkür eder. Yazılarının devamını dileriz.
Solgun ve sararmış Berojda, bildiğimiz kışlardan hiç bir eser yoktu. Hatta Aralık ayının sonunda ve Ocak başlarında hala kar yağmamıştı tam aksine arasıra yağmur çiseliyordu. Köyün koyunları hala sararmış bozkırlarda yayılıyor ve geceleri köye sağnak halinde yağmur yağıyordu. Belli ki değişen zaman ve insanlar gibi iklim de değişmişti. Artık herşey değişmişti , insanlar daha da çok değişmişti. Ne Aralıkta kış vardı nede insanlarda sevecenlik. Eski köylüler çoktan göçmüş yerine yarı kasabalı yarı köylü çıkarcı ve çoğu şeye art niyetli ve çıkarcı yaklaşan bir insan gürühu kalmıştı. Öyle ise yapacak bir şey yoktu, eski insaların izini sürmek gerekiyordu. Ben de öyle yaptım eskiden dinlediğim hikayeleri bir araya toplayıp tarihin ve mantığın süzgecinden geçirip delilleri ile birlikte kendime göre yoğurmaya başladım. Öyle ya eğer bir yerlerde bir trajedi yaşandı ise mutlaka zamanda ayak izlerini bırakmıştır. Ayak izlerinden giderek olayı yeniden yaşayabilirmiyiz? İnsanların o trajedi içinde yaşadıklarını ve hislerini yeniden duyabilirmyiz?
Zaman sihirli ve oldukça etkili bir iz silici ve etkili bir kimyasaldır. En derine işleyen ve çıkmayacak izleri , yağlı karaları ve lekeleri öyle bir aklar ki piyasının tüm etkili leke çıkarıcılarını toplasan aynı sonucu elde etmek imkansızdır. Ama öyle izler vardır ki zaman bile silinemez! Kimi zaman insanlar tarihte iz bırakır kimi zaman ise olaylar insanlarda iz bırakır. Dolayısı ile ikisi arasındaki etkileşme sürekli ve çift yönlü bir ilişkiden ibarettir. Bir zamanlar üzerinde yürüdüğüm kırlarda zaman çoğu izleri silmiş ve değiştirmiştir. Beynimde kazındığım silüetler ile gözümün gördüğü görüntüyü çakıştırınca değişimi tüm çıplağı ile görüyordum ve üzülüyordum. Değişmeyen bir şey vardı ki bana anlatılanları belleğime çok iyi kazıdığım için zamanla pek fazla değişmemişti.
Yahya KARAKURT’un sorularını cevaplayan Turgay KARAKURT’la eğitim süreci, köy yaşantısı ile ilgili konuştuk. Marmara Üniversitesinde gazetecilikte okuyan genç arkadaşımız Turgay, bundan böyle sitemize haftalık röportajlar hazirliyacak. İlk deneyimini sizlerle paylaşiyor, gelecekte iyi bir gazeteci olmasi dileğiyle kendisine başarılar diliyoruz.
Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz?
Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Karapınar köyünde 1987 yılının on kasımında dünyaya geldim. Ailemin üç çocuğundan en büyükleriyim. Benim haricimde benden 3 yaş küçük olan Sezai ve 15 yaşında olan lale adında iki kardeşim var. Sezai samsun on dokuz mayıs polis meslek yüksek okulunda birinci yılını okumakta. Lale ise Karapınar ilköğretim okulunda 4. Sınıfı okuyor.
Çocukluğunuz nasıl geçti?
Çocukluğum köydeki her çocuk gibi 7-8 yaşına kadar oyun oynamakla bir şeyin farkında olmadan çocukluğun muzırlığını yaşamakla geçti.8 yaşından sonra yaylada kuzu otlatmayla geçen bir çocukluk dönemi. Yani okula başladığım o yıllarda aynı zamanda her yazımı akranlarım başka yerlerde tatil yaparak geçirirken ben soğanlıda kuzu otlatırdım. Yani öyle bir yaştaydım ki 20 kuzuyu bile otlatamıyordum benden yaşça büyük olan arkadaşlarımın sürülerine katardım kuzularımı ve onlarla birlikte otlatırdım. Aslında geneline bakıldığında öyle dillere destan bir çocukluğumuz olmamıştır. Bu benim dönemimdeki bütün köy çocukları için geçerliydi.
Bu soğanlı ve kuzu otlatma serüveni ne zamana kadar sürdü?
1995 yılında başlayıp 2005 sensine kadar sürdü. Yani bu dönemde ben liseyi bitirmiştim. Artık benimle yaşıt kuzu otlatan çocuk kalmamıştı. Bu soğanlı dönemimde beni en çok sıkan eksiklik ise elektrik yok dinleyebildiğin tek şey radyo buna da razı olunur fakat tek kanal var o da TRT’nin bir kanalı birkaç saat türkü geri kalan zaman da Türk sanat musikisi çalıyor. Burada ki sıkıntım tarif edilmezdi. (gülerek )
Soğanlıdan döndüğümüz zaman soğuk ve rüzgârdan dudaklarımız çatlar ve yüzümüz adeta çorak topraklara dönerdi.Cildimiz birkaç ay zor eski haline gelirdi. Ve bu bana özgüdür zannedersen başka örneği de yoktur ben hep hasta olurdum. Soğuk algınlığı halsizlik yolda yürüyemeyecek hale gelirdim.
Okul hayatın nasıl geçti?
Eğitim hayatıma 1993 yılında Karapınar ilköğretim okulunda başladım. İki sınıflı bir okulumuz vardı. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar bir derslikte; dördüncü ve beşinci sınıflar ise bir derslikte ders görürdüler. Bu eğitim batıyla kıyaslanamayacak derecede kötüydü. Sanki şartlar bizim aleyhimize anlaşmıştılar. Hem eğitim kalitesi hem imkânlar kısıtlıydı. Küçük yaşta hem okulun temizliği hem tezekle ısındığımız sobayı nöbetçilik usulüyle yakmamız hepsi birer sorun. Tabi bu Anadolu’daki bütün köylerde aynıdır.
Sizin döneminizde öğrenci neler yapardı?
Ben ve benim gibi bütün arkadaşlarım okuldan arda kalan bütün zamanımızı ailemize yardım ederek geçirirdik. Hayvancılık yaygın olduğu için genelde de bu konuda yardım ederdik. Düşünün okuldan çıktığım öğle yemeği arasında bile gelip hayvan gübrelerini dışarı atardım. Bunu yaptıktan hemen sonra koşa koşa okula giderdim. Yine aynı şekilde akşam okuldan çıkar çıkmaz üstümü değiştirir evdekilere yardıma giderdim.
Saman doldururduk hayvanlara yem vermeleri için dışarı çıkardıklarında alıp çeşmeye suya götürürdük.Benim için en zor şey ise hayvanlar kapıda beklerken içeri girmelerine engel olmaktı. Sırf o hayvanları ahıra bıraktığım için çok tokat yemişimdir. Bu ilkokul dönemi benim için tam bir yoğrulma dönemidir. Yaptığım hiçbir hatayı affetmez beşkardeşi yukardan sağ ve yol yanağıma indirirdiler. Yılar sonra arkaya döndüğümde bu hatıraları gülümseyerek hatırlarım.Bunu asla unutmamak gerekir. Köylü çocuğun bu yaşta tek işi eğitim değildir, o aynı zamanda ailesi ile birlikte iş yükünü de sırtlanır. Bu açıdan işi hep zordur. O ta küçük yaşta bir büyük gibi düşünmek zorundadır. Burada işler usta çırak ilişkisi ilerler her konuda işleri uygulamalı öğrenirsin. Tabi öğrenirken de tokatları hep beklersin. Usta asla hata kabul etmez.
Marangoz Kemal’i anlatmadan önce önsözde ; tarihi büyüklerimizden Abdullah dedemizin oğlu , kıymetli ve saygıdeğer Muhsin KARAKURT’un babam hakkında ki yazısı ile başlamak isterim.Genç yaşta kaybettiğim kıymetli babamı kendi gözümden ve hissetliklerimi 4 bölümde aktarmaya çalıştım.Güzelliklere vesile olması dileği ile…Gürbüz KARAKURT
KEMAL ABİ
Adına ne derseniz diyin; ister ‘yaşam öyküsü ‘diyin ister ‘anı’ diyin, sonuçta, “özneye” bizim için bir “değer” olan bir büyüğümüzü yerleştirdiğimiz, onunla ilgili bilgi ve duygularımızı paylaştığımız özel yazılarımızdır. Bildiğiniz üzere, yazılanların daha iyi algılanması için, yazının esasını oluşturan kişinin öncelikle kısa bir tanıtımını yaparım. Bu kapsamda Kemal Abiyi ele alayım.
Evet, en bildiğimiz isimle, Xelıkların ilk en tanınmış ismi olan Hacı Halil ile işe başlayalım. Hacı Halil’in üçüncü oğlu Musa Efendidir. Musa Efendi’nin ise üç oğlu vardır: Ömer Faruk, Mehmet Emin ve Reşit. Reşit Dedenin ise dört oğlu olmuştur: Kazım, Hüseyin, Hasan ve Resul. İşte Kemal Abi, Hüseyin amcanın büyük oğludur.
Tam şeceresi ise: İsa Bey, Bayram Bey, Köse Abbas, Halil Ağa, Hacı Halil, Musa Efendi, Reşit Dede, Hüseyin Amca, Kemal Abi.
Kemal Abinin hayat öyküsü 1949 yılında Karapınar’da başladı. Büyük dedesi Musa Efendinin ölümünden tamı tamamına 30 yıl sonra. “Ana Hanım” o yıl bir erkek çocuk dünyaya getirir. Erkek çocuk o yıllarda, kırsalda çok mu çok önemli bir olaydır. Bu nedenle aile, bir erkek çocuğa kavuşmanın haklı sevinç ve gururunu yaşamıştır. Bu yıllar, Demokrat Parti’nin Türk siyasi hayatına girdiği, iktidara geldiği yıllardır. Kemal Abinin yaşam hikayesi tam 53 yıl sürecektir; üzüntüler, sevinçler, evlilikler, köy, şehir, çiftçilik, marangozluk... Milenyum geçilmiş, takvimler artık 2002 yılını göstermektedir; siyasette artık Ak parti dönemidir. İşte bu dönemde hiç beklenmedik bir şekilde Kemal Abi aramızdan ayrılmıştır.
07.07.1972 Sarıkamış Doğumlu. İlk ve Orta öğrenimini Fransa'da tamamladı. Sarıkamış Lisesi'nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Fransızca Öğretmenliği Bölümünü bitirdi. 1996 yılında İstanbul Arnavutköy'de 2 yıl görev yaptıktan sonra 1998 yılında Sarıkamış Karakurt İlköğretim Okuluna sınıf öğretmeni olarak atandı. Halen Karakurt İlköğretim Okulunda Müdür olarak çalışmakta evli ve 4 çocuk babasıdır.