Cumartesi, 13 Mart 2010
 
 
Ana Menü
Anasayfa
KARYADER
YAZARLARIMIZ
Sağlık Köşesi
Anılar ve Tanıdık Yüzler
Dost Siteler
Ziyaretçi Defteri Arşivi
İçimizden Biri
Rastgele Resim
Turgay-Karakurt.jpg
Bölümler
Sarıkamış'a Dair
Kimler Sitede
Şu anda 5 konuk çevrimiçi
Giriş Formu



Sponsor Bağlantılar
HABERLER
Ziyaretçi Sayacı
mod_vvisit_counterBugün Tekil108
mod_vvisit_counterDün196
mod_vvisit_counterBu Hafta968
mod_vvisit_counterBu Ay2107
mod_vvisit_counterTüm Zaman65716
Sayaç
Popüler Konular
Yeni Konular
Yavuz KARAKURT PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 13 Mart 2010 01:44

İçimizden Biri

Yavuz KARAKURT

Baba tarafı için hemen klasikleşmiş Karakurt Ailesi soyağacına başvuralım. İsa Beq, Bayram Ağa, Kösem Abbas, Halil Ağa, Hacı Halil, Hüseyin Ağa, Halil Bey ve Yavuz Karakurt.

Hüseyin Zade Halil Beyin, Aziz, Hamit, Mehmet, Fazıl, Gültekin ve Yavuz adlı altı oğlu, Cemile ve Zennure adlı iki kızı vardır. Yavuz Karakurt, Halil Beyin en küçük çocuğudur.

1933 yılının Eylül ayı, Halil Bey, Ankara’ya bir iki ay sürecek uzun bir seyahate çıkacaktır. Kim bilebilirdi, bu seyahatin geri dönüşünün olmayacağını, seyahatin öte âleme kadar süreceğini. Aynı günlerde, Halil Beyin ikinci eşi Cemile Hanım hamiledir. Eylül ayı sonunda Halil Bey vurulmuş, şahadete ermiştir; doğacak oğlunu görmeden.

Annesi Kafkaslı, genç ve mahir bir Çerkez kızı olan Cemile Hanım’dır. Cemile Hanımın babası Kasım Bey, Güney Osetya’dan göç eden Osetinlerden olup, dört çocuk sahibidir; Farız (Firuzet), Cemile (Cemo), Lane ve Ali (Aluşka). Cemile Hanım, aynı zamanda Gaduşka Hanımın halasının kızıdır. Gaduşka Hanım, Enver, Avni ve Ahmet Kandemir ile Rahime Hanımın bacısı olup, sonraki yıllarda, şahadete ermiş olan Halit Beyin oğlu Yusuf Bey ile evlenmiştir.

Son Güncelleme: Cumartesi, 13 Mart 2010 02:19
Devamını oku...
 
Engin KARAKURT PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Salı, 02 Mart 2010 11:14

İçimizden Biri

Engin KARAKURT

Karapınar Köyünde Halil beyin torunu olan İhsan Karakurt'un oğludur. 1969 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Karapınar köyünde doğdu. İlkokulu Karapınar'da bitirdikten sonra 1980 yılında  Almanya'da bulunan ailesinin yanına yerleşti. Orta ve lise öğreniminin ardından Almanya’nın en büyük demir çelik fabrikası THYSSEN KRUPP fabrikasında makine ustası mesleki eğitimine başladı. 3 yıl süren mesleki eğitimini başarı ile tamamlayan Engin Karakurt 1987 yılında mesleki eğitimini tamamladığı bu fabrikada tekniker olarak işe başladı. Çalıştığı alanda bir dönem gençler temsilcisi, ardından sendika temsilcisi vekilliğine geldi. 2002 yılında yapılan sendika yönetimi belirleme seçimlerinde aday adayı olan Engin Karakurt seçimde başarılı çıkarak 19 kişilik yönetim kuruluna yabancıları temsilen girmeyi başardı.
Halen bu görevi yürütmekte olan Engin KARAKURT evli 3 çocuk (Okan, Kübra, Emre) babasıdır.

Almanya’nın en büyük işçi sendikası olan IGM  metal sendikasında 2500 kişinin çalıştığı Bochum şehrindeki tesislerde 3 dönemdir sendika yönetim kurulunda yer alan Engin KARAKURT; Mart 2010 da yapılacak yeni yönetimi belirleme seçimleri yapılacak. Yüzlerce kişi içinde, ön seçimle 50 kişilik aday adayı listesinde  ilk 10 a girerek aday adayı olmaya hak kazandı. 15 Mart'ta 21 kişilik sendikanın yönetim kurulu belirleme seçimlerinde ilk 6 ya kadar yükseleceği tahmin ediliyor.
Her dört yılda bir yapılan sendika seçimlerinde Engin KARAKURT 2500 kişinin çalıştığı tesislerde 3 dönemdir yabancıları temsilen IGM sendikasının Bochum kenti tesislerinde sendika  yönetim kurulunda yer alıyor. Birçok başarılı projelerde yer alan Engin KARAKURT, 15 Mart 2010 da yapılacak seçimlerde yeniden yönetim kuruluna seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Alman Sosyal Demokrat Partisi tarafından Bochum şehrinde yabancılar meclisi üyeliğine de aday gösterilen Engin Karakurt sendikacılığı süresinde  Alman politik çevrelerle kurduğu sağlam ilişkilerle yabancılar için birçok sosyal hak ve projelerde büyük çaba ve çalışmaları olmuştur.

Engin KARAKURT'u bu güzel çalışmalarından dolayı tebrik eder, 15 Mart 2010 seçimlerinde yeniden seçilmesi için kendisine bol şans ve başarılar dileriz.



Son Güncelleme: Salı, 02 Mart 2010 23:49
 
Köyümüzde yaşanmış gerçek bir olayın öyküsü PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 27 Ocak 2010 14:20

HAYVANLARDA AĞLAR

Bügün burada yazmaya ve tüm site dostlariyla paylaşmaya çalişacagim olay,daha binek çagina gelmeyen toy bir atin aci hikayesidir. Burada esas olarak üzerinde duracagim konu bir atin sahibini öldürmesi ve sahibini yitirmesinden sonra kendini bir intihara sürükleyişini ve bilinmeyen dünyasinin iç yüzünü anlatmaya çalişacagim.

Bu olayin canli bir tanigiyim. Bir birey olarak, bu olayda çok etkilendim. Olay adeta ruhuma bilincime islendi. Büyüdükçe bu olay benle birlikte büyümeye başladi. Hep benligimin bir gölgesi oldu. O zamanlar daha küçücük bir çoçuktüm. Yaş ilerledikçe, her geçen gün ben büyüdükçe olayi daha derinlemesine algilamaya ve tanimlamaya başladim. Orta okul, lise çaglarina gelince bu olayin hikayesini yazmayi düşündüm. Ama bir türlü yazma firsatim ve imkanim olmadi.Bu olay hep kafamda ilk günkü gibi canli ve kanayan bir yara gibi durmaya devam etti. Ancak yilar sonra bu çok etkilendigim yaşanmiş gerçek olayi yazmaya başladim. Inşallah bir gün tüm detaylariyla yazdigim bu hikayeyi kitaplaştirmak nasip olur.

Bügün burada bu hikayeyi dataylariyla  degilde bir yaniyla, özelikle de atin kendini nasil bir intihara sürükledigini özetliyerek  siz degrli arkadaş, dost ve akrabalarla paylaşmak istiyorum. Bu hikayeyi bügün burada sizlerle paylaşmamin bir vesileside sevgili kardeşim Selçuk'un istegi ve israriyla oldu. Tabi Selçuk'un israri bana sizler gibi güzel insanlarla paylaşmayi nasip etmiştir. Dolayisile sizlerle birlikte olamak ve sizlerle paylaşmaktan sonderece memnunum. Inaninki olaya her dönüp baktigimda,gözlerim doluyor ve icim aciyor. Olayda beni en çok etkiliyen bir etkende abimin, öldürümünden çok,hayvanin o siralar çektigi acilar ve izdiraplar gözlerimin önüne geliyor. Böylece her defasinda içim aciyor ve gözlerim bogulaniyor.

Son Güncelleme: Çarşamba, 27 Ocak 2010 14:31
Devamını oku...
 
Onbirinci Düş PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Şubat 2010 11:41

Onbirinci Düş

BİR YOLCULUĞUN HİKAYESİ

Not:  Saygıdeğer yazarımız Muhittin KARAKURT'un yazı dizisinden 11. düşü sizlerle paylaşmaktan dolayı sevinçliyiz.  Yazarımızın tüm düşleri birbirinden güzel olup 11. düşün sadece çeyrek yazısını portalda paylaşıyorum. Tamamını görmek isteyen forum kısmında okuyabilir. Bu güzel paylaşım için Muhittin abiye teşekkür eder.  Yazılarının devamını dileriz.

Solgun ve sararmış  Berojda, bildiğimiz kışlardan hiç bir eser yoktu.  Hatta Aralık ayının sonunda ve Ocak başlarında hala kar yağmamıştı tam aksine arasıra yağmur çiseliyordu. Köyün koyunları hala sararmış bozkırlarda  yayılıyor ve geceleri köye sağnak halinde yağmur yağıyordu. Belli ki değişen zaman  ve insanlar gibi iklim de değişmişti.  Artık herşey değişmişti , insanlar daha da çok değişmişti. Ne Aralıkta kış vardı nede insanlarda sevecenlik. Eski  köylüler çoktan göçmüş yerine yarı kasabalı yarı köylü çıkarcı ve çoğu şeye art niyetli ve çıkarcı yaklaşan   bir insan gürühu kalmıştı. Öyle ise yapacak bir şey yoktu,  eski insaların izini sürmek gerekiyordu. Ben de öyle yaptım eskiden dinlediğim hikayeleri bir araya toplayıp tarihin ve mantığın  süzgecinden geçirip delilleri ile birlikte kendime göre yoğurmaya başladım. Öyle ya eğer bir yerlerde bir trajedi yaşandı ise  mutlaka zamanda ayak izlerini bırakmıştır. Ayak izlerinden giderek olayı yeniden yaşayabilirmiyiz? İnsanların o trajedi içinde yaşadıklarını ve hislerini yeniden duyabilirmyiz?

Zaman  sihirli ve oldukça etkili bir iz silici ve etkili bir kimyasaldır. En derine işleyen ve çıkmayacak izleri , yağlı karaları ve lekeleri öyle bir aklar  ki piyasının tüm etkili  leke çıkarıcılarını toplasan aynı sonucu elde etmek imkansızdır. Ama öyle izler vardır ki  zaman bile silinemez! Kimi zaman insanlar tarihte iz bırakır kimi zaman ise olaylar insanlarda iz bırakır. Dolayısı ile ikisi arasındaki etkileşme sürekli ve çift yönlü bir ilişkiden ibarettir. Bir zamanlar üzerinde yürüdüğüm kırlarda zaman  çoğu izleri silmiş ve değiştirmiştir. Beynimde kazındığım silüetler ile gözümün gördüğü görüntüyü çakıştırınca değişimi tüm çıplağı ile görüyordum ve üzülüyordum. Değişmeyen bir şey vardı ki bana anlatılanları belleğime çok iyi kazıdığım için  zamanla  pek fazla değişmemişti.

Son Güncelleme: Salı, 02 Mart 2010 11:24
Devamını oku...
 
Turgay KARAKURT'la röportajımız. PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Cuma, 19 Şubat 2010 11:11

 Yahya KARAKURT’un sorularını cevaplayan Turgay KARAKURT’la eğitim süreci, köy yaşantısı ile ilgili konuştuk. Marmara Üniversitesinde gazetecilikte okuyan genç arkadaşımız Turgay, bundan  böyle sitemize  haftalık röportajlar hazirliyacak. İlk deneyimini sizlerle paylaşiyor, gelecekte iyi bir gazeteci olmasi dileğiyle kendisine başarılar diliyoruz.

 Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz?

Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Karapınar köyünde 1987 yılının on kasımında dünyaya geldim. Ailemin üç çocuğundan en büyükleriyim. Benim haricimde benden 3 yaş küçük olan Sezai ve 15 yaşında olan lale adında iki kardeşim var. Sezai samsun on dokuz mayıs polis meslek yüksek okulunda birinci yılını okumakta. Lale ise Karapınar ilköğretim okulunda 4. Sınıfı okuyor.

Çocukluğunuz nasıl geçti?

Çocukluğum köydeki her çocuk gibi 7-8 yaşına kadar oyun oynamakla bir şeyin farkında olmadan çocukluğun muzırlığını yaşamakla geçti.  8 yaşından sonra yaylada kuzu otlatmayla geçen bir çocukluk dönemi. Yani okula başladığım o yıllarda aynı zamanda her yazımı akranlarım başka yerlerde tatil yaparak geçirirken ben soğanlıda kuzu otlatırdım. Yani öyle bir yaştaydım ki 20 kuzuyu bile otlatamıyordum benden yaşça büyük olan arkadaşlarımın sürülerine katardım kuzularımı ve onlarla birlikte otlatırdım. Aslında geneline bakıldığında öyle dillere destan bir çocukluğumuz olmamıştır. Bu benim dönemimdeki bütün köy çocukları için geçerliydi.

Bu soğanlı ve kuzu otlatma serüveni ne zamana kadar sürdü?

 1995 yılında başlayıp 2005 sensine kadar sürdü. Yani bu dönemde ben liseyi bitirmiştim. Artık benimle yaşıt kuzu otlatan çocuk kalmamıştı. Bu soğanlı dönemimde beni en çok sıkan eksiklik ise elektrik yok dinleyebildiğin tek şey radyo buna da razı olunur fakat tek kanal var o da TRT’nin bir kanalı birkaç saat türkü geri kalan zaman da Türk sanat musikisi çalıyor. Burada ki sıkıntım tarif edilmezdi. (gülerek )

Soğanlıdan döndüğümüz zaman soğuk ve rüzgârdan dudaklarımız çatlar ve yüzümüz adeta çorak topraklara dönerdi.  Cildimiz birkaç ay zor eski haline gelirdi. Ve bu bana özgüdür zannedersen başka örneği de yoktur ben hep hasta olurdum. Soğuk algınlığı halsizlik yolda yürüyemeyecek hale gelirdim.

Okul hayatın nasıl geçti?

 Eğitim hayatıma 1993 yılında Karapınar ilköğretim okulunda başladım. İki sınıflı bir okulumuz vardı. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar bir derslikte; dördüncü ve beşinci sınıflar ise bir derslikte ders görürdüler. Bu eğitim batıyla kıyaslanamayacak derecede kötüydü. Sanki şartlar bizim aleyhimize anlaşmıştılar. Hem eğitim kalitesi hem imkânlar kısıtlıydı. Küçük yaşta hem okulun temizliği hem tezekle ısındığımız sobayı nöbetçilik usulüyle yakmamız hepsi birer sorun. Tabi bu Anadolu’daki bütün köylerde aynıdır.

Sizin döneminizde öğrenci neler yapardı?

Ben ve benim gibi bütün arkadaşlarım okuldan arda kalan bütün zamanımızı ailemize yardım ederek geçirirdik. Hayvancılık yaygın olduğu için genelde de bu konuda yardım ederdik. Düşünün okuldan çıktığım öğle yemeği arasında bile gelip hayvan gübrelerini dışarı atardım. Bunu yaptıktan hemen sonra koşa koşa okula giderdim. Yine aynı şekilde akşam okuldan çıkar çıkmaz üstümü değiştirir evdekilere yardıma giderdim.

Saman doldururduk hayvanlara yem vermeleri için dışarı çıkardıklarında alıp çeşmeye suya götürürdük.  Benim için en zor şey ise hayvanlar kapıda beklerken içeri girmelerine engel olmaktı. Sırf o hayvanları ahıra bıraktığım için çok tokat yemişimdir. Bu ilkokul dönemi benim için tam bir yoğrulma dönemidir. Yaptığım hiçbir hatayı affetmez beşkardeşi yukardan sağ ve yol yanağıma indirirdiler. Yılar sonra arkaya döndüğümde bu hatıraları gülümseyerek hatırlarım.  Bunu asla unutmamak gerekir. Köylü çocuğun bu yaşta tek işi eğitim değildir, o aynı zamanda ailesi ile birlikte iş yükünü de sırtlanır. Bu açıdan işi hep zordur. O ta küçük yaşta bir büyük gibi düşünmek zorundadır. Burada işler usta çırak ilişkisi ilerler her konuda işleri uygulamalı öğrenirsin. Tabi öğrenirken de tokatları hep beklersin. Usta asla hata kabul etmez.

Son Güncelleme: Cuma, 19 Şubat 2010 11:20
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 18