HALİT BEY, HALİL BEY, ABBAS BEY

Sizlere, Sarıkamış tarihinde yer almış, ancak Sarıkamışlılar tarafından neredeyse hiç bilinmeyen üç Sarıkamışlı kardeşi tanıtmaya çalışacağım. Üç kardeşe ait bu tanıtımı Sarıkamış’ta yaşanan olaylar ile ilişkilendirerek sunacağım. Yine anlatımı desteklemek amacı ile Fahrettin ERDOĞAN’nın kaleme almış olduğu Türk Ellerinde Hatıralarım adlı eserden bazı alıntılar yaptım. Umarım, sizlere bu konuda küçük de olsa bir bilgi vermiş olurum.
Çalışmaya konu olacak Sarıkamışlı üç kardeş, Hüseyin Ağa’nın üç oğlu olup, Hüseyin Zade Halit Bey (1875-1918), Hüseyin Zade Halil Bey (1876-1933) ve Hüseyin Zade Abbas Bey (1882-1961) olarak bilinirler. Hüseyin Ağa ise gerek Osmanlı zamanında ve gerekse 93 Harbi’nden sonra Çarlık Rusyası zamanında Karakurt Bölgesi’nin ilk idarecisi olup, Hacı Halil Ağa’nın oğludur.
Bilindiği gibi 1914 yılının sonları ile 1915 yılı başında Sarıkamış Harekatı yapılmış ve o tarihlerde Çarlık Rusyası egemenliğinde olan Karakurt’ta yaşayan Hüseyin Ağa ve üç oğlu, Osmanlı Ordusuna, bu savaş süresince askeri, maddi ve manevi tam destek vermişlerdir. Sarıkamış bozgununu takip eden yıllarda, Hüseyin Ağa’nın Rus subayı olan büyük oğlu Halit Beyin, Rus Ordusu aleyhine Osmanlı Ordusuna casusluk yaptığı, Aras Vadisi’nde yerleşik Ermeni ve Rum unsurları tarafından ihbar edilmiş, işin doğru olduğu anlaşılınca Ruslar tarafından idama mahkûm edilmiştir. Halit Beyin mahkûmiyetini izleyen aylarda Rus çarlığında Ekim İhtilalı olmuş ve Erzincan’ı geçmiş olan Rus Ordusu önce ilerlemesini durdurmuş ve kısa bir süre sonra ise bölgeyi savaşmadan terk etmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti bu dönemde muhatap olarak Mavera-yı Kafkas Hükümeti’ni bulmuş ve Erzincan Mütarekesini bu hükümet ile imzalamıştır. Olayların istenildiği gitmemesi üzerine Osmanlı Ordusu Şubat 1918’de harekete geçmiş, önce Erzincan’ı ve ardından Mart ayında Erzurum’u kurtarmıştır. Erzurum’un düşmesi üzerine, Erzurum’da komuta kademesinde bulunan ve büyük çoğunluğu Ermeni olan üst düzey komutanlar Kars’a çekilmişlerdir.
Konuya ilişkin olarak Fahrettin ERDOĞAN, Türk Ellerinde Hatıralarım adlı hatıratında şunları yazmıştır:
“Sarıkamış taarruzuna başladığı vakit, Kara Kurutlu Hüseyin Ağa’nın oğlu Halit bey; Rusça tahsil yapmış aslan gibi bir delikanlı idi. Yanilov bu Türk gencini çekemediğinden, ‘Halit Bey’in Türk ordusunun önü sıra casusluk yaptığını bizzat gördüm’ diyerek Baratov’a haber veriyor. Halit Bey’de tutulup Kars hapishanesine sevk ediliyor. Dört ay sonra, askeri mahkemece, … Halit Bey’e idam cezası veriliyor. “
1918 yılı Nisan ayı başlarında içinde Halil ve Abbas Beylerin süvari birliklerinin olduğu Osmanlı Ordusu Sarıkamış’ı kurtardıkları günlerde, Kars’ta, ağabeyleri Halit Bey idam edilmiştir.
1918 yılı Mayıs ayı sonlarında Mavera-yı Kafkas Hükümeti kendini fesh etmiş, bu hükümeti oluşturan unsurlardan biri olan Ermeniler aynı tarihlerde bağımsızlıklarını ilan ederek hükümetlerini kurmuşlardır. Osmanlı Ordusunun Kars’ı kurtarmasından sonra Haziran başlarında Ermenistan ile Batum Barış Antlaşması imzalanmış ve normal münasebetler oluşturulmuştur. Diğer yandan Brest Litovsk antlaşmasına göre üç sancakta, Haziran ve Temmuz’un ilk yarısında halk oylaması yapılmış, Elviye-i Selase bağlamında Kars, Osmanlıya ilhak etmiştir. Takiben Eylül ayında, Osmanlı, Kars livasını oluşturmuş, Sarıkamış kaza olarak ve Karakurt nahiye olarak bu livaya bağlanmıştır. Gerek yapılan anlaşmalar ve gerekse yapılan idari düzenlemeler bölgeye belli bir düzen getirmiş ise de, Ermenilerin Sarıkamış civarındaki çete faaliyetleri aralıksız sürmüştür.
1918 Yılının Ekim ayının başlarında, İttihat ve Terakki yönetiminin sona ermesinden sonra, yeni oluşan kabine, yapılan mütareke çalışmalarının olumlu sonuçlanmasını sağlamak amacı ile Şark Orduları Grup Komutanlığı’na Aralık içerisinde Kars’ı terk edip,1877 sınırına çekilmesi emrini vermiştir. Ekim ayı sonlarına gelindiğinde ise Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Osmanlı Ordusunun bölgeyi terk edeceğinin kesinleşmesi üzerine, Kasım ayı başlarında Kars İslam Şurası Kurulmuş, ayın ortalarına doğru ise Kars’a İngilizler gelmişlerdir. Milli Şura hükümetinin teşviki ile Halil Beyin katılımıyla, Abbas Beyin kayınpederi olan Süleyman Ağa’nın köyü olan Ortakale Köyü’nde de şube oluşturulmuş ve Aras boylarında dehşet saçan Ermeni çeteleri ile Abbas Beyin komutasında oluşturulan birlik ile mücadele başlatılmıştır. Bu milli şura sarıkamış'ta oluşturulmuş tek şuradır.
Ermeniler, Osmanlının Ocak 1919’da Kars'ı terk etmesinden sonra, bölgede saldırılarını yoğunlaştırmışlardır. Bu süreçte Kars bölgesinde yapılan bir dizi toplantı sonrasında Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti kurulmuş ve bölgeyi idare etmeye başlamıştır. Ancak aynı sürede İngilizler bölgeye iyice yerleşmişlerdir. Mart ayının başlarında ise Osmanlı Ordusu Sarıkamış’ı terk etmiş ve İngilizler Sarıkamış’a ulaşmışlardır.
Nisan ayına gelindiğinde, İngilizler Milli Şura Hükümetinin dağıtılmasını ve yetkililerin tutuklanmasına karar vermişlerdir. Bu kapsamda Ortakale Milli Şura azası olan Halil ve Abbas Beylerin de tutuklanarak Tiflis’e gönderilmesi söz konusu olmuştur. Nisan ayı ortasında İngilizler, hükümeti dağıtmış ve üyelerini tutuklayıp, sürgün etmişlerdir. Nisan ayı sonlarına kadar tüm Kars, İngilizlerin iradesi ile Ermeni egemenliğine girmiştir.
Kazım Karabekir Paşa, Mayıs başlarında 15. Kolordu komutanı olarak Erzurum’a gelmiş, Sarıkamış ise Mayıs ortalarında Ermeni Devleti tarafından işgal edilmiştir. Kazım Karabekir Paşanın almış olduğu tedbirler arasında, yerli aşiret reislerinin çağrılarak, bunların Ermeni meselesi ve dış tehlikeler üzerine uyarılması hususu yer almış olup, bu kapsamda Paşa, aşiret reislerini yanına çağırarak onlara, Ermeni tehlikesini anlatmış, milli birlik ve beraberlik sayesinde içinde bulunulan buhranlı dönemin de aşılacağını söylemiştir. Ayrıca bölgedeki tüm Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetleri’ni, güçlendirmek amacı ile desteklemiştir. Bu dönemde Erzurum’da bulunan Fahrettin Bey, Sarıkamış bölgesinde bulunan Bekir Bey ve Karakurt Bölgesi’nde bulunan Halil Bey ile Abbas Bey arasında şartlara bağlı olarak bir bağ oluşmuş, buna bağlı olarak Halil Bey ile Abbas Bey Erzurum ile Karakurt (Ortakale) arasında, milis olarak mücadele etmeye başlamışlardır.
Bu husus Türk Ellerinde Hatıralarım adlı eserinde Fahrettin ERDOĞAN tarafından aşağıdaki gibi anlatılmıştır:
“Ben kah, Erzurum’dan Pasin köylerine ve kah da Oltu’dan Ortakale’ye kadar uzanan teşkilatımızın üzerinde dama taşı gibi gezip çalışıyordum. … Ermenilerin sarıkamış’a kadar gittiklerini haber aldım. Bir akım yapmak için hazırlığa başladım. Erzurum’dan iki vagon silah ve cephane alarak Kötek’e sevk ettim. … Kötek’e vasıl olan iki vagon silah ve cephanenin bir kısmını hayvanlara yükleterek Eyüp Paşa’ya ve diğer bir kısmını da Sarıkamış kaymakamımız Bekir ve Karakurt’lu Halil ve Abbas Beylere gönderdim. Kararlaştırdığımız Perşembe günü, sabahleyin her iki yönden de Ermenilerle muharebe başladı. Eyüp Paşa Sarıkamış’a 10 km. kalıncaya kadar sokuldu. Bekir Bey ise, Sarıkamış’ın 8 km. doğusunda bulunan kendi köyleri olan Hamamlı köyüne kadar varınca; Sarıkamış’taki Ermeniler bu ani baskından korkarak Kars’a kadar kaçtılar. Bizimkiler tekrar geri hudutlarımıza döndüler.”
Söz konusu olan Fahrettin Bey o dönem İngilizler tarafından dağıtılan Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti’nin Hariciye Nazırı, Bekir Bey ise Ortakale Milli Şura Şubesi kurucusudur. Yukarıda değinildiği üzere Halil ve Abbas Beyler, bu zatların liderliğinde kurtuluş için kader birliği yapmışlardır. Bu kapsamda Temmuz ayında Erzurum’da yapılan kongreyle ilgilenmişlerdir. Ancak Osmanlı, İngiliz ve Ermeniler tarafından tutuklanmak üzere arandıklarından, Mustafa Kemal Paşa’nın direktifi ile kongreye katılmamışladır. Bu gelişme Türk Ellerinde Hatıralarım adlı eserinde Fahrettin ERDOĞAN tarafından aşağıdaki gibi anlatılmıştır:
“Ben de Paşa hazretlerine: ‘Paşam bununla üçüncü telgraf oluyor. Erzurum vilayeti beni hiçbir veçhile sıkıştırmıyor, ordu serbest çalışmama müsaade ediyor. İstediğim yardımları teşkilatımıza gönderiyorum.’ Paşa Hazretleri emir buyurdular: ‘Yarından itibaren sen ve arkadaşların aramızda görünmeyeceksiniz. Çünkü bu telgrafın aynısını Miralay Rawlinson da almıştır. Sizi bizim aramızda görürlerse çalışmamıza mani olur ve Kongreyi aktedemeyiz. Hemen teşkilatınız üzerine gidiniz.’diye emir buyurdular.”
Kongre sonunda bir temsil heyeti kurulmuş ve başına da Mustafa Kemal getirilmiştir. Bu kongrede alınan kararlar genelde Elviye-i Selase’yi ve özelde Sarıkamış’ı yakından ilgilendirmekteydi. Vatanın bir bütün olduğu ve birbirinden ayrılamayacağı ve ayrıca Kuva-yı Milliye’yinin tek kuvvet olduğu vurgulanmıştır. Bu husus Ortakale Milli Şurası azaları Halil ve Abbas Beylerin morallerini yükseltmiş, mücadele azimlerini kuvvetlendirmiştir. Çünkü Erzurum Kongresi kararı ile bölgede Ermenilerle uzun süredir savaşan Ortakale Milli Şura milisleri de artık Kuva-yı Milli’ye çatısı altına girmiştir.
1919 yılının ikinci yarısı ile 1920 yılının ilk yarısında Halil ve Abbas Beyler, Sarıkamış, Ermeni Devleti egemenliğinde olduğundan ve de arandıklarından, milis olarak Hasankale ile Karakurt (Ortakale) arasında mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Bu süre zarfında yakında başlayacak kurtuluş savaşına destek vermek amacı ile önceki yıllarda bölge insanından oluşturmuş olduklar askeri süvari birliği daha da güçlendirmişlerdir. 1920 yılının Eylül sonunda başlayan taarruza Abbas bey süvari birliği ile katılmış ve 29 Eylül’de, Sarıkamış, Ermeni Devleti egemenliğinden kurtarılmıştır.. Abbas Bey süvari birliği ile birlikte Gümrü’ye kadar gitmiştir.
Aynı kitapta şu anlatım yer almıştır:
“Bir hafta sonra Kazım Karabekir Paşa Gümrü’ye girerek, 9. Tümenle Sarıyer ve Kaltakçı ve Cacur dağlarındaki Ermeni kuvvetlerini dağıttıktan sonra o bölgeye yerleştiler. Ben de Kars’ta artık iç idare teşkilatımızı genişletiyordum. Ali Rıza Bey’i Kağızman’a mutasarrıf, Koca oğlu Mehmet Bey’i Arpaçay’a kaymakam tayin ettim. Selim Nahiyesine de Pozat’lı Yunus Bey’i, Karakurt nahiyesine de Halil Bey’i nahiye müdürü olarak tayin ettim.”
2-3 Aralık 1920’de Ermeniler ile imzalan Gümrü Antlaşması ile 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi ile kaybedilmiş olan Sarıkamış Türk topraklarına katılmıştır. Halil Bey ile Abbas Beyin aşireti, Ermeni vahşeti nedeniyle köylerini terk edip, muhtelif yerlere göç ettiklerinden, barışın sağlanması ile birlikte, göçmenleri yerleştirme komisyonun uygun görüşü ile boşalmış olan Ermeni köyü olan Karapınar’a yerleştirilmiş, Halil Bey ise Karakurt Nahiyesi’nde hayatını sürdürmüştür.
Türk Ellerinde Hatıralarım adlı eserinde Fahrettin ERDOĞAN, asılarak şehit edilen Halit Beyin ihbarcısı olan Rum Yanilov ile ilgili şu açıklamayı yapmıştır:
“Sarıkamış’taki bir toplantı gününde, merhum Halit Bey’in kardeşleri Abbas ve Halil Beyler Sarıkamış’a geldiler. Yanilov’u gördükleri anda tanıdılar. Derhal tutuklandı. Sabahleyin iki süngülü ile Kars hapishanesine gönderilirken Benli Ahmet’ten aşağı bir köprü altında defi hacet etmek bahanesiyle duraklıyor ve oradan kaçıyor. Mehmetçikler üç defa dur diyorlar, durmuyor; bir kurşunda deviriyorlar. Halit Bey’e yaptığı hıyanetin cezasını görüyor.”
Halil Bey, abisinin asılarak şehit edilişinden yaklaşık onbeş yıl sonra, 1933 yılının Eylül ayında, davet edildiği 10. Yıl kutlamalarına katılmak üzere Ankara’ya hareket ettiği gün olan ve aynı zamanda Sarıkamış’ın kurtuluş günü olan 29 Eylül’de, orman içinde düşürüldüğü pusuda şehit edilmiştir. Keklik Deresi yakınlarında, şehit edildiği eski şose üzerindeki yıkılmış köprü, Halil Beyin köprüsü olarak anılır.
Aslında Hüseyin Ağa’nın beş oğlu olup, bunlardan en büyük olan Maksut Efendi, Kağızman’da öğrenci iken Ermeniler tarafından zehirlenerek öldürülmüş, bunun küçüğü Muhammed ise Başköy Köyü yakınlarında, kazak askerleri tarafından vurularak öldürülmüştür. Beş kardeşten sadece Abbas Bey ki, aileye Karakurt soyadını vermiştir, 60 İhtilali’nde tutuklanmış oğlu Abdullah KARAKURT’un kederinden hastalanarak, 1961 yılı Şubat’ında yatağında vefat etmiştir.
Muhsin KARAKURT
2011-ANKARA









