Pazar, 05 Şubat 2012
 
 
Ana Menü
Anasayfa
KARYADER
YAZARLARIMIZ
Sağlık Köşesi
Anılar ve Tanıdık Yüzler
Dost Siteler
Ziyaretçi Defteri Arşivi
İçimizden Biri
Bölümler
Sarıkamış'a Dair
Sponsor Bağlantılar
HABERLER
Ziyaretçi Sayacı
mod_vvisit_counterBugün Tekil182
mod_vvisit_counterDün197
mod_vvisit_counterBu Hafta1786
mod_vvisit_counterBu Ay1050
mod_vvisit_counterTüm Zaman230323
Sayaç
Ziyaretçi Defteri
Gece Yarısı ahıra Yolculuk PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
GECE YARISI AHIRA YOLCULUK

Temmuz ayının başıydı, bütün gün yağmur yağmıştı; hatta Güllüzar nenem, yağmur dursun diye, tandır demirine tuz serpip, tuzlu demiri kapının önünde yağan yağmurun altına atmıştı.  Meğer beyhude bir gayret imiş nenemin ki, ne yağmur durdu ne de gök gürültüsü.  Dışarıda her taraf çamur olmuş, içeride ise evin muhtelif yerlerinde damlama başlamıştı.  Ev, rüzgârda fısıldaşan ihtiyar iğde ağaçlarının önünde son derece geniş bir arazi üzerinde kurulmuştu. İğdeler, yağmurla birlikte rüzgâr esmeye başladığında, başları eğilirdi, ama rüzgâra karşı hışırdayarak yine de karşı koyarlardı.

 Gecenin ilerleyen saatlerinde, yağmur durmuştu, ancak hava buz kesmişti, çene titretecek kadar da soğumuştu.  Ay olmadığından ortalık zifiri bir karanlıkla adeta örtülmüştü. Güllüzar Nenem istisnalar hariç, genellikle gece yarısı kalkar ahıra gider, hayvanlara bakardı. O gece farklı bir şey oldu. Yağmurun tüm gün oluşturduğu olumsuzluk, geceye de yansımıştı. Sıcak yatağımda uyurken nenemin sesini duydum.

-   Muhsin, kurban olayım, benim hiç halim yok, git şu hayvanlara bir bak.

Ben daha önce gece yarısı hayvanlara bakmaya hiç gitmemiştim; nasıl gidilir, ne yapılır, bu hususta deneyimim yoktu. Zaten gitmeye de niyetim yoktu. Nenemi duymazlıktan geldim. Ancak nenem sitemli bir şekilde isteğini tekrarlayınca, hatıra binaen mecburen sıcak yatağımı terk ettim. Aman yarabbi nasıl bir soğuk vardı, adeta donuyordum. Dışarıdaki köpekler, insanın kanını donduracak bir şekilde, bu soğuk havada uluyor gibi havlıyorlardı.

Kazağı sırtıma pantolonu bacağıma geçirip, Güllüzar nenemin odasından çıktım. Odanın önündeki küçük girişe (havlu) adım atmamla birlikte, yüreğime korku doldu.  Çevrenin yıllarca anlattıkları ile beslenen ve hayal gücümün ilaveleri ile zirve yapmış olan hayalet korkum, nasıl olduysa bir anda debreşti. Dikkat kesilmiş bir halde, köşede duran idare lambasına doğru yöneldim. Zifiri karanlıkta korkudan nefes almıyor,  elim titriyor, lambayı bir türlü yakamıyordum. Bir yandan da korktuğumu neneme belli etmek istemiyordum. Uzun bir uğraştan sonra nihayet lambayı yaktım. Bütün bu kısa sürede, korkudan üşümem geçmiş, hatta vücudumun ısısı artmıştı.

İdare lambası ile küçük girişi epey inceleyip, bir şeylerin olmadığına kanaat getirdikten sonra, asıl büyük girişe (büyük havluya) doğru yöneldim. Kapısını yavaşça açtım, açar açmam soğuk bir hava tüm vücudumu yaladı geçti; içim titredi. Hava akımı lambanın alevini titrettiğinden, havludaki tüm gölgeler oynamaya başlamıştı; aynı anda benim de yüreğim. Soluk almam sıklaştı. Havlunun içi adeta hayaletlerin yaşamı için ideal bir görünüm sergiliyordu. İçinde her gün gördüğüm taşıyıcı direkler, tavan mertekleri, tezek yığınları, peynir derileri, dolu ve boş çuvallar her biri bir hortlak kılığına girmişlerdi. Yukarıda iki devasa yarasa sanki üstüme doğru kanat çırpıyordu. Karşıda kocaman bir goril oturmuş bana bakıyordu. Nereye baksam karşımda oynayan garip gölgeler; dehşet görüntüler. Geri dönmek istiyordum, dönemiyordum, gittikçe korkunun batağına saplanıyordum. Bir ara esinti kesildi gibi oldu, ona bağlı olarak gölge oyunları da. Meğer bilinçaltım,  yukarıda asılı iki postu yarasa gibi, karşımda duran dolu çuvalı da goril gibi algılamıştı.

Biraz kendimi toparlayıp, havlunun içinden sağıma soluma bakarak yürümeye başladım. Havlu hem uzun hem de tavanının karanlığı içerisinde korkunç şekiller barındırıyordu. Ben bu havluyu her gün onlarca kez kullanırdım; ama böyle bir özelliğinin olduğunu her nedense fark edememiştim. Bu duyguların oluşturduğu korku ile havlunun diğer tarafında yer alan küçük ahırın kapısına vardım.

Tam ahırın kapısını açmıştım ki, uğultuya benzer garip bir ses duydum. Bu uğultuya ilaveten çok değişik bir tıp tıp sesi daha geliyordu. Korku beni yeniden ablukaya almıştı; korkunun kölesi olmuştum. Bunlar olurken ahır kapısının açılması ile ahırdan gelen sıcağın ve havludan giden soğuğun oluşturduğu hava akımı, elimdeki idare lambasını söndürdü. Benim için zaman durdu, dünyanın sonu geldi; artık hiçbir şey düşünemiyordum. Her an bir hortlak boynuma sarılabilirdi veya şeytani bir mahlûk beni ısırabilirdi, bu düşünce beni öldürüyordu; kendimi nasıl müdafaa edecektim. Bağırmak istiyordum, bağıramıyordum. Var olan korkuma birde telaş eklenmişti. O an nefes almıyordum, boğazımdan bazı hırıltılar geliyordu. Bu ruh halindeyken bilinç dışı cebimdeki muhtar çakmağını çıkarmışım. Yakmaya çalıştım, ama nafile, telaş ve korkudan birbirine dolaşmış ellerim çakmağı yakmayı beceremiyordu. Uzun bir uğraşıdan sonra, idare lambasını yakabildim. Korkudan fal taşı gibi açılmış gözlerle etrafa baktım. Üzerime saldıran herhangi bir mahlûk yoktu. Biraz rahatladım. Geri mi döneyim devam mı edeyim diye düşünürken, gözüm yerdeki tenekeye ve üzerine damdan düşen damlalara takıldı. Meğer o acayip tık tık sesi oradan geliyormuş.

Küçük ahırın kapısından usulca içeri girdim, ineklerin gözleri bana bakıyordu; ürkütücü bir durum arz ediyorlardı. O an her biri bana bir canavar gibi gelmişlerdi. Çekine çekine bu bağlı canavarların arasından ilerlemeyi sürdürdüm. Adeta bıçak sırtında yürüyordum. İneklerin genel durumu normaldi. Ancak dikkatsizliğimden olsa ayağım yerdeki kaygan taşın üzerinde kaydı, sendeledim, neyse ki bir sakatlık olmadan toparlandım. Çok tedirgin olduğumdan, olağan olmayan her hareket beni olumsuz etkiliyordu. İçim titriyordu, aksi bir şey olacağından.

Şiddetli rüzgârın ahır bacasında yarattığı uğultulu melodiden, biraz önce duyduğum sesin buradan kaynaklandığını anladım. Büyük ahırın kapısına vardığımda geri dönüp, gündüzleri daha önce yüzlerce kez geçtiğim ahıra, idare lambasının titrek ışığında bir kez daha baktım, son etaba başlamadan, galiba arkayı sağlama almayı düşünmüş olmalıyım. İnsanı dehşete düşürecek kadar gizemli bir görüntüsü vardı, daha önce nasıl olmuştu da bunu fark edememiştim.

Büyük ahırın kapısını açıp içeri girdiğimde, her şeyi normal görünce, inanır mısınız şaşırdım. Ben asıl burada, hayaletleri, ruhları, cadıları, canavarları bekliyordum. Şeytani bir mahlukun pençeleri ile beni her an parçalayacakmış gibi aklıma korkunç düşünceler geliyor, telaffuz edilmesi mümkün olmayan korkular yüreğimi kaplıyordu. Elimdeki idare lambasını titrek ışığı dahi burada daha güzel akisler yaratıyordu. Hele gündüz birlikte olduğum, çok iyi tanıdığım mandaları, öküzleri görünce, yaban elde bir tanıdık görmüş gibi daha da rahatladım. Sessizliğin tadını çıkardığım bu anda, kocaman ahırın üst tarafında, hırlama öksürme arası bir ses beni yine çılgına cevirdi. Korku bir kez beni ele geçirmişti. Oysa olan, sevmediğim bir öküzün boğazını rahatlatmak içim öksürmesiydi. Niye bu kadar korktuğuma sinirlendim, ama yinede tedirgindim. Sanki direğin arkasından veya yerde yatan öküzün arkasından, şeytani bir mahlûkun çıkıp bana saldıracağını hep kurguluyordum.  Öyle bir hale gelmiştim ki, hayal gücümün yarattıklarının gerçek olduğunu düşünüyordum.

Ahırda her şey normaldi, ama benim yinede burayı bir an önce terk etmem gerekiyordu. Her geçen saniyede, yüreğimdeki korku artıyor, artıyordu. Hemen nenemin yanına dönmek için yürümeye başladım.  Yürümüyor koşuyordum; sanki bilinç altında oluşturduğum tüm yaratıklar da arkamdan koşuyorlardı; beni yakalayıp parçalayacaklar gibi bir his içindeydim.Bir nefeste, küçük ahırı, büyük havluyu geçip küçük havluya vardım. İdare lambasını yerine koyup, odaya geçtim. Nenem beni bekliyormuş.

   - Bir şey var mı?
   -Hayır.

Konuşmaya mecalim yoktu, bu kısa cevaptan sonra, soyunmamla yatağa girmem bir oldu. Gidiş ve gelişte herhangi bir mahlûk görmemiştim, ama sabaha kadar onlarla uğraştım durdum. Beynime, körü körüne ve serbestçe girmesine izin verdiğim bu kötü düşünceler maalesef beni uyutmamıştı. Sabahleyin uykusuzluktan ben mahlûk olmuştum.

Selam ve sevgilerimle.
Muhsin KARAKURT