| Turgay KARAKURT'la röportajımız. |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. |
|
Yahya KARAKURT’un sorularını cevaplayan Turgay KARAKURT’la eğitim süreci, köy yaşantısı ile ilgili konuştuk. Marmara Üniversitesinde gazetecilikte okuyan genç arkadaşımız Turgay, bundan böyle sitemize haftalık röportajlar hazirliyacak. İlk deneyimini sizlerle paylaşiyor, gelecekte iyi bir gazeteci olmasi dileğiyle kendisine başarılar diliyoruz. Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz? Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Karapınar köyünde 1987 yılının on kasımında dünyaya geldim. Ailemin üç çocuğundan en büyükleriyim. Benim haricimde benden 3 yaş küçük olan Sezai ve 15 yaşında olan lale adında iki kardeşim var. Sezai samsun on dokuz mayıs polis meslek yüksek okulunda birinci yılını okumakta. Lale ise Karapınar ilköğretim okulunda 4. Sınıfı okuyor. Çocukluğunuz nasıl geçti? Çocukluğum köydeki her çocuk gibi 7-8 yaşına kadar oyun oynamakla bir şeyin farkında olmadan çocukluğun muzırlığını yaşamakla geçti. 8 yaşından sonra yaylada kuzu otlatmayla geçen bir çocukluk dönemi. Yani okula başladığım o yıllarda aynı zamanda her yazımı akranlarım başka yerlerde tatil yaparak geçirirken ben soğanlıda kuzu otlatırdım. Yani öyle bir yaştaydım ki 20 kuzuyu bile otlatamıyordum benden yaşça büyük olan arkadaşlarımın sürülerine katardım kuzularımı ve onlarla birlikte otlatırdım. Aslında geneline bakıldığında öyle dillere destan bir çocukluğumuz olmamıştır. Bu benim dönemimdeki bütün köy çocukları için geçerliydi. Bu soğanlı ve kuzu otlatma serüveni ne zamana kadar sürdü? 1995 yılında başlayıp 2005 sensine kadar sürdü. Yani bu dönemde ben liseyi bitirmiştim. Artık benimle yaşıt kuzu otlatan çocuk kalmamıştı. Bu soğanlı dönemimde beni en çok sıkan eksiklik ise elektrik yok dinleyebildiğin tek şey radyo buna da razı olunur fakat tek kanal var o da TRT’nin bir kanalı birkaç saat türkü geri kalan zaman da Türk sanat musikisi çalıyor. Burada ki sıkıntım tarif edilmezdi. (gülerek ) Soğanlıdan döndüğümüz zaman soğuk ve rüzgârdan dudaklarımız çatlar ve yüzümüz adeta çorak topraklara dönerdi. Cildimiz birkaç ay zor eski haline gelirdi. Ve bu bana özgüdür zannedersen başka örneği de yoktur ben hep hasta olurdum. Soğuk algınlığı halsizlik yolda yürüyemeyecek hale gelirdim. Okul hayatın nasıl geçti? Eğitim hayatıma 1993 yılında Karapınar ilköğretim okulunda başladım. İki sınıflı bir okulumuz vardı. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar bir derslikte; dördüncü ve beşinci sınıflar ise bir derslikte ders görürdüler. Bu eğitim batıyla kıyaslanamayacak derecede kötüydü. Sanki şartlar bizim aleyhimize anlaşmıştılar. Hem eğitim kalitesi hem imkânlar kısıtlıydı. Küçük yaşta hem okulun temizliği hem tezekle ısındığımız sobayı nöbetçilik usulüyle yakmamız hepsi birer sorun. Tabi bu Anadolu’daki bütün köylerde aynıdır. Sizin döneminizde öğrenci neler yapardı? Ben ve benim gibi bütün arkadaşlarım okuldan arda kalan bütün zamanımızı ailemize yardım ederek geçirirdik. Hayvancılık yaygın olduğu için genelde de bu konuda yardım ederdik. Düşünün okuldan çıktığım öğle yemeği arasında bile gelip hayvan gübrelerini dışarı atardım. Bunu yaptıktan hemen sonra koşa koşa okula giderdim. Yine aynı şekilde akşam okuldan çıkar çıkmaz üstümü değiştirir evdekilere yardıma giderdim. Saman doldururduk hayvanlara yem vermeleri için dışarı çıkardıklarında alıp çeşmeye suya götürürdük. Benim için en zor şey ise hayvanlar kapıda beklerken içeri girmelerine engel olmaktı. Sırf o hayvanları ahıra bıraktığım için çok tokat yemişimdir. Bu ilkokul dönemi benim için tam bir yoğrulma dönemidir. Yaptığım hiçbir hatayı affetmez beşkardeşi yukardan sağ ve yol yanağıma indirirdiler. Yılar sonra arkaya döndüğümde bu hatıraları gülümseyerek hatırlarım. Bunu asla unutmamak gerekir. Köylü çocuğun bu yaşta tek işi eğitim değildir, o aynı zamanda ailesi ile birlikte iş yükünü de sırtlanır. Bu açıdan işi hep zordur. O ta küçük yaşta bir büyük gibi düşünmek zorundadır. Burada işler usta çırak ilişkisi ilerler her konuda işleri uygulamalı öğrenirsin. Tabi öğrenirken de tokatları hep beklersin. Usta asla hata kabul etmez. Eğitim nasıldı bu dönemde, öğretmen öğrenci ilişkileri ne düzeydeydi? Yukarıda da bahsettiğim gibi imkânlar çok kısıtlıydı. Bir öğrenci ilkokul birinci sınıfı üç yıl okur; çünkü üç yıl aynı sınıfta kendisinden dönem olarak alt olan akranıyla aynı sınıfta eğitim görmek zorunda kalıyor. Bu konuda dezavantajlı bir durumdadır. Yani zorluk bu dönemde başlamıştır. Öğretmen öğrenci ilişkileri son derece seviyeliydi bizim dönemimizde. Öğretmenim bakkalımıza geldiğinde ben kaçardım. Öğretmenimden çok korkardım. İlkokuldan sonra ne yaptınız? İlkokulu Karapınar da 1998 yılında bitirdikten sonra sekiz yıllık eğitim başladı. Bu eğitim sisteminin ilk kuşağı bizdik. Servislerle sabah evimizden alınıp Karakurt ilköğretim okuluna giderdik. Bu dönemde bizden önce eğitim görenlerden şanslıydık. Çünkü en azında bizi taşıyan bir araba tahsis edilmişti. Tabi buranın güzellikleri olduğu gibi sıkıntıları da vardı. Her öğle turist diye adlandırdığımız Karakurt’un merkezine inerdik. Üç yıl boyunca ya evimizden yiyecek bir şeyler götürürdük. Ya da karakurt’ta ekmek arasına domates, helva gibi yiyeceklerle idare ederdik. Kimi zaman ise öğrencinin vazgeçilmezi üzüm ekmek yerdik. Peki, bütün çocuklar böyle miydi, yani herkes aynı sıkıntıyı mı çekiyordu? Emin olun zengin, fakir hiç fark etmiyor. Öğrencilik o dönemde hepimiz için aynı şartları barındırıyordu. Bütün öğrenciler üzüm ekmeğe talim derdi. Öyle acı bir durum ki kimisi ekmek arsı domates alacak parayı bile bulamıyordu. Bulanlar ise iyi halli olanlardı. Yani aradaki fark çok açık değildir. Zengin fakir bir birine yakın yaşar. Yani büyük şehirlerde olduğu gibi zengin ve fakir arsında uçurum vari farklar yoktur. Karakurt serüvenim daha birçok macerayı da içinde barındırarak bitti. Karakurt ilköğretim okulundan sonra birde lise var, bu döneminiz nerde ve nasıl geçti? Liseye 2001 yılında Sarıkamış lisesinde başladım. Üç yılımı da Sarıkamış’ta geçirdim. Burada benim için yeni bir hayat başlamıştı. Şimdiye kadar ailemle birlikteydim; fakat artık yalnız yaşamaya ilk adımımı atmıştım. Sarıkamış’ta erkek öğrenci yurdunda yaklaşık iki yıl kaldım. Bu yurtta benim gibi köylerden gelen öğrenciler kalırdı. Burada da yönetimle sık sık kavga ederdik. Esarette yaşamak gibiydi yurt yaşamı ben hiç memnun olmazdım. Nitekim lise üçüncü sınıfın başında müdür yardımcısı ile bağrışarak yurttan ayrıldım. Ahmet ÇÖRTÜKÇÜ hocamın kaldığı eve taşındık. Ben ve yanımda da üç arkadaşım. Tabi ki her zaman olduğu gibi bekâr evi maceramız çok uzun sürmedi. Ev sahibimiz lise öğretmenimizdi. Mevsim kış kiraya kısa zamanda üç defa zam isteyince dayanamadık ve evden ayrılmaya karar verdik. Ben Kızılay yurduna geri kalan arkadaşlarım ise Zekeriya Kılıçaslan’a geri döndüler. Kızılay yurdunda kalan yarım dönemimi geçirip liseden mezun oldum. Böylece benim Sarıkamış serüvenimde 2004 senesinde sona ermiş oldu. Bundan sonra üniversite hazırlık dönemi başlıyor bunu bize kısaca anlatır mısınız? 2005 yılında Erzurum da hedef dershanesine gittim. Burada da yurt hayatım devam etti. Dadaş erkek öğrenci yurduna yerleştim. Sıkı bir çalışma temposu ile bir yılda Erzurum’da çalışmaya başladım. Bu yılın sonunda yanlış tercihlerle tarih bölümüne yerleştim. Fakat hem benim lise ikinci sınıftan itibaren hedef olarak koyduğum Marmara gazetecilik bölümüne girmek için tekrar hazırlanma kararı aldım. Bu sefer 2006 yılında Özcan hocamızın yardımıyla Beşiktaş kültür dershanesine kaydımı yaptım. Sabahları Beşiktaş’a gider akşamları ise İlbey amcamın İstinye’deki evine gelirdim. Buradaki hazırlık yılım hem sistemin yeni olması hem de çalışma programımın karışıklığı nedeni ile eğitim hayatımda tam bir hüsran yılı oldu. 2007 yılında tekrar İstanbul’a geldim ve hazırlamaya karar verdim. Fakat bu yılım diğerlerinden farkı olarak tamamen benim imkânlarım dâhilinde olacaktı. Hem çalışıp hem okuyacaktım. Bu dönemde (Halil amcanın oğlu) Emrah Abi’nin bana vereceği bir çekle dershaneye gitmem söz konusuydu. Çalıştıkça çekin karşılığı olan iki milyar lirayı ona ödeyecektim. Fakat dershaneye gideceğimiz günün öncesi Emrah Abi hapse girdi ve amcaoğlu Ademle ikimizin hazırlık hayalleri suya düştü Emrah’ın hapse girmesiyle sen ne yaptın?Benim için yeni bir dönem başlamıştı. Hazırlık planlarım 2007 senesi için ertelenmişti. Bir gecede inşaata gidip çalışmaya karar verdim. Değerli insan Cevdet Abiyle iletişime geçtim ve benim yapabileceğim bir işin olup olmadığını sordum. Yarın yanıma gel konuşalım dedi. Ertesi gün bugün okuduğum okulun bir sokak altında olan o zaman inşaatı devam eden Pakize tarzi kadın hastalıkları hastanesine gittim. İnşaat daha yeni başlamıştı. İnşaat beş kat yerin altından yapılmaya başlanmıştı. Yukardan aşağıya baktım yazın sıcağında burada nasıl çalışacağımı düşünürken, Cevdet Abi de burada çalışamayacağımı anlamıştı (daha sonra kendisi bana bunu söylemişti). Benden habersiz inşaat şefi ile konuşmuş ve benim şantiye elemanı olarak çalışmamı rica etmişti kendisine. Şefinde kabul etmesiyle ertesi gün çalışmaya başladım. Okulu bırakıp inşaata girmek sizi nasıl etkiledi? İlk zamanlarda yakınımızdaki Nişantaşı Anadolu lisesinin zil sesini duyunca inanılmaz etkileniyordum. Sesi her duyduğumda içimde garip bir duygu olurdu. Zamanın geçmesi ile alışmaya başladım; fakat asla okuma aşkı içimde sönmedi tam aksine hırçınlaştı. Yaklaşık 10 ay inşaatta çalıştım. 2007 -2008 senesinde avcılarda bir yurt ayarlayarak tekrar hazırlanmaya başladım. Hayata bakış açım ve çalışma azmim değişmişti. Artık daha fazla çalışmam gerektiğini görmüştüm. Burada hazırlık dönemini maksimum verimle geçirmek için dershanenin yanı sıra arkadaşlarımla da ders çalışırdım. Nihayetinde sınava girdim. Yazın tekrar memleket gidip aileme yardım ediyordum.
Sınav sonucunuz açıklandığında ne iş yapıyordunuz? Sınavım açıklandığında aşağı köyde tarla biçiyorduk. Arkadaşım aramıştı. Puanımı söyledi. Evet, istediğim yere yerleşebileceğim bir puandı buna inanıyordum. Tercih dönemini bekledim. Tercihlerimi yaparken Horasan’da görev yapan Selahattin hocayla birlikte sekiz tercih yaptık. Bunların altısı gazetecilik geri kalan ikisi ise her ihtimale karşı bizi garantiye alacak bölümlerdi. Tercih sonuçları açıklandığında bu sefer butka da patos vuruyorduk. Yine arkadaşım aramıştı. O müjdeli haberi bana verdi evet artık hedeflediğim Marmara üniversitesi gazetecilik bölümüne yerleşmiştim. Üniversiteye yerleştiniz İstanbul’da bu yeni hayatta seni neler karşıladı? İstanbul’a geldiğimde artık bir çevrem vardı. Bunun için fazla sıkıntı çekmedim. Ama hayatın ağırlığını artık her gün biraz daha fazla hissetmeye başlıyorsun. Okul hayatının en rahat hayat olduğu söylenir fakat ben buna katılmıyorum. İnsanın başkalarına en fazla muhtaç olduğu dönem bu dönemdir. Yeni insanlar yeni ortamlarla tanışıyorsunuz. Eksiklerinizi affetmeyen hayata karşı mücadele ediyorsunuz. Olacaklara karşı her zaman gardınızı almış olmanız lazım. Hele yaşadığınız yer İstanbul ise işiniz birkaç kat daha zorlaşıyor. İstanbul’a Anadolu’dan gelen öğrenciler için genel anlamda nasıl bir değerlendirme yapabilirsin? Geride kalan iki yılımda şu kanılara vardım: Devlet sosyal devlet görevini tam anlamıyla yerine getirmemektedir. Öğrencilere üç yol sunuyor. Birincisi yurt kur, ikincisi paran varsa ev kiralarsın ya da, üçüncü ve kaçınılmaz seçenek ise cemaatlerden birinin kucağına düşersin. Bunu neden söylüyorum. Bu cemaatler öğrencilere bir şey yapıyorlarsa bunun bir bedeli vardır. Fakat şunu da söylemem gerek eğer Türkiye’de bu cemaatler bu kadar yaygın olmasaydı Anadolu’dan gelen öğrenciler çok ciddi sıkıntılarla karşılaşacaklardı. Belki de çoğu okullarını bırakıp memleketlerine geri döneceklerdi. Fakat bu sosyal sorumluluğun devletin görevi olduğu bilinmelidir. Peki, neden öğrenci yurt kur’a başvurup yurtta kalmıyor diyebilirsiniz. İstanbul’a dışarıdan takriben 250 bin öğrenci gelmektedir. Bunların ancak bir kısmını devlet yurtları barındırabiliyor. Geri kalanlar ya özel yurtlarda yüksek ücretle kalırlar ya da hiç alışkın olmadıkları bekâr hayatına başlarlar. Sitemiz ve Karyader hakkındaki görüşünüz nedir? KARAKURTLAR36 sitesi her biri Türkiye'nin ve dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan KARAKURTLAR ve onların dostlarını buluşturma noktasında önemli bir oluşumdur. Tabi bu kaynaşmanın yanı sıra site aynı zaman da bir sosyal paylaşım alanı da olmalıdır. Nitekim bunu güncel ,tarihi, sağlık ve buna benzer yazıları ile katkıda bulunan site üyelerinin olduğunu da gözardı etmemek gerekiyor. Dileğim sitenin yakın zamanda daha yeni ve güncel yazılarla üyelerine layıkıyla hizmet vermesidir. İkinci camimizin yeniden yapılması ki bu yapılanların en cesur olanıydı. Burada yardımlarını esirgemeyenlere de teşekkür etmemiz gerekiyor. Geçen sene derneğin düzenlediği şenlikle ilgili düşünceleriniz.. Yapılan çalışmaların üçüncüsü ve toplumsal bağların güçlenmesi konuşunda ciddi etkiye sahip olan festival olmuştur. O yaz günü benim için unutulmayacak bir gün olmuştur. Festivalin her yaz köyde bir şenlik havası ile devam etmesi için hepimizin imkanlar dahilinde katkıda bulunması gerekiyor.Dilerim bu gibi çalışmalar hız kesmeden devam eder. Son olarak insanlarımıza neler söylemek istersiniz? Değişen ve gelişen dünyada ayakta durabilmek için her zamankinden daha fazla bir birimize ihtiyacımız olduğunu unutmamamız gerekir. |







