Pazar, 20 Mayıs 2012
 
 
Ana Menü
Anasayfa
KARYADER
YAZARLARIMIZ
Sağlık Köşesi
Anılar ve Tanıdık Yüzler
Dost Siteler
Ziyaretçi Defteri Arşivi
İçimizden Biri
Bölümler
Sarıkamış'a Dair
Sponsor Bağlantılar
HABERLER
Ziyaretçi Sayacı
mod_vvisit_counterBugün Tekil134
mod_vvisit_counterDün321
mod_vvisit_counterBu Hafta2169
mod_vvisit_counterBu Ay5878
mod_vvisit_counterTüm Zaman262925
Sayaç
Ziyaretçi Defteri
YAYLANIN ILK HAFTASI PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
   

   YAYLANIN ILK HAFTASI


  Soganli yaylasinda ilk gün; 8 ile 14 yaş arası çocukların geçirmiş olduğu trajedi. Her yıl olduğu gibi o yılda, çocuklar,kuzu otarmak icin evlerle beraber yaylaya gelmişlerdi.  Onları nelerin beklediklerini nereden bileceklerdi. İlk uykularını aldılar, kahvaltılarını yaptılar ve evden firladılar.

   Yaylada her taraf renga renk çicekler ve gelinciklerle süslü bir doğa, enfes bir yaz havası ,ama serin. Arkadaşlar, abiler toplanıp, "Gezi yapalım." diye aramızda karar aldık. Evlerin arkasında yükselen Topa Jeri'yeÝ'e (Ağulu Tepe'ye) doğru yola koyulduk. O yıl da askerler orada tatbikat yapmışlar ve dinamitleri, sis bombalarını ile diğer bombaları bırakıp gitmişlerdi. İlk günlerde yaylada, yemlik (sping), tirşo,haşhaşik ve kuzu kulağı bol miktarda idi ve biz arkadaşlar otlana otlana ilerliyorduk. Topa Jeri'nin arkasına vardığımızda, bembeyaz ve pirinç taneleri gibi bir kar bizi bekliyordu; adeta bir ruyadaydık, hiç uyanmak istemiyorduk. Hep beraber kristalleşmiş kara saldırdık ve yemeye başladik. Yedik yedik, ama doymak nedir bilmedik. Sonrasında kayak yaptık, gönlümüzce eğlendik. Artık gitme zamanı gelmişti, çünkü koyunlar ile kuzular gelecekti, yetişmemiz lazımdı.

          Geri dönüşümüzde yolda ilerlerken Önder bir kama buldu ve bize havasını atmaya başladı. Bu sırada Yaşar "Benim bunların arasında ne işim var?"dercesine bizden uzaklaşmaya calışıyordu. Tam o sırada Önder, Yaşar'ın önüne kamayı firlatıp, tehditle durdurdu. Biz tabiki bunun yanlış olduğunu söylüyorduk. Ama oda, her seferinde, "Madem bizimle geldi, o halde bizimle ilerlesin." diyordu. Tam dokuz kişiydik. Ben ve Cahit,"Acele edin gidelim, daha çok yolumuz var. Koyunlar gelecek ve evdekilerden firça yiyeceğiz." diye söylenirken, Hakan bir dinamit buldu ve hemen incelemeye başladık. Kenan, "Verin bana." dedi ve bizde dinamiti ona verdik. Biraz yol aldıktan sonra, Bülent ya da İbrahim "Bir sis bombası bulduk." diye bağırdılar. Oraya doğru döndüm ve "Atın onları, tehlikelidir." diye ikaz ettim.

         Artık iyice eve yaklaşmıştık. Bizim iki tane topal koyun otluyordu,(Yürüyemeyen  hayvanlar evlerle beraber getirilirdi.) evden fazla uzaklaşmasın diye eve doğru çevirip, götürdüm. Gençler toplanmış, adeta yaptıkları şeyin tehlikesinden habersiz bir şekilde halka oluşturmuş, bombayı patlatmaya çalışıyordular. Yaşar "Yapmayın tehlikelidir, hepimiz öleceğiz." diyordu. Ama kimse aldırmadan, ölüm meleğini yanlarına alarak, hayatı sollamaya çalışıyordular. Önder ve Kenan bana, "Sen de otur." dediler. Oturmamla yere yığılmamız bir oldu. Sonrası her taraf karanlık, hiç bir şey göremiyorum, anneme bağırıyorum duymuyor, babama bağırıyorum duymuyor. Allahıma yalvarıyorum ve sonrasında ben ve Cahit, beraber bizim eve kadar gelmişiz. Duvarlara tutunarak eve girdik.

         Kör olduk dedik ve başımızdan kaynar sular döküldü. Caresiz bir şekilde çaya kadar gittik ve başımızı suya sokup çıkarıyorduk. Kenan'ın sesi büyük bir endişeyle bugün olmuş gibi kulaklarımda çınlıyordu, "Vey Ede..." diyordu. Oysa ki Ede çok uzakta idi, haberi bile yoktu.

        Yaşar, İbrahim ve Bülent hafif kulak duymazlığı yaşadılar. Hakan çenesine bir parça yemişti ve çenesi kanamıştı. Benim ve Cahit'in gözleri iki gün hiç görmedi, sonraki günlerde yavaş yavaş açıldılar. Bu kısa körlük, korku dolu bir hafta yaşamamıza neden oldu. Önder ve Kenan ise ağır yaralı olarak bir hafta hastanede yatarak, bedelini ödediler. Hepsi pişman olmuştu, ama zamanı geri alamadılar...

       Sonuç olarak Allahıma şükürler olsun ki, hepimiz yaşıyorduk. Isterim ki, bir daha böyle olaylar yaşanmasın...

       Selam ve sevgilerimle...
       Coşkun KARAKURT