|

KARLI DAGLARDA YOLCULUK
Yıl, 1983 sonbaharıydı Her yıl olduğu gibi, bu yılda yaz tatilini köyde çayır tarla islerinde çalışarak geçirdik. Okulların açılmasına iki gün kalmıştı. Bu iki gün bizim okul hazırlıklarımıza yeter; çok bile. O yıl ben Celal, Vedat ve Ahmet Sarıkamış’taki amcamlara ait inşaat halindeki binanın bir odasında kalacaktık. Ailelerimiz kumanyaları birlikte hazırladılar. Birer kova bulgur pilavı, birer çuval patates, birer tane küçük tuluk peyniri, ortaklasa hazırlanan yağ, iki üç hafta yetecek kadar tandır ekmeği, evin kullanılmayan eski kilim yâda halılarından birer tane, yatak ve üstlerimiz derken eşyalarımız hazır. Sarıkamış’a doğru yol aldık. Celal, kendine göre her zamanki gibi antik yorumlarını yapıyordu. Sarıkamış’a vardığımızda yok bu halıyı odanın bu tarafına sereriz. Yok, yatakları falan kösede üst üste koyarız. Sanki kral dairesini döşüyor. Zaten evimizin tamamı 20 metre karelik bir odadan ibaret. Yatak odamız, oturma odamız, mutfağımız, ders çalışma odamız hepsi bu 20 metre karelik odadır. Celal’in bu küçük oda için kafa yormasına anlam veremiyordum. Zaten masa, dolap, sandalye gibi eşyalarımız yok. Eski halıları yere serdin mi, üç tane döşek, üç yorgan ve yastıkları bir kösede üst üste istiflediniz mi odamız hazırlanmış oluyor. Neyse Celal bu islerle kafa yorarken benim aklim yolculuk boyunca o yıl okula ara veren Halil de idi. Ben Halil siz Sarıkamış’ta nasıl yalnız kalacağımın farkındaydım. Halil ile yedi gün aralıklarla dünyaya gelmişiz. O tarihlerde Anneciğim genç bir kardeşini trafik kazasında yitirdiğinden aylarca evine gelmemiş. Dalyan gibi kardeşini kaybeden annem bebek parçası Selçuk’u aklına bile gelmiyordu. Yedi gün aralıklarla dünyaya gelen Halil ve Selçuk bebeklerin kaderi ayni sütü emmekle başlamış. Ayni oyuncaklarla oynamış, ayni çocukluğu yaşamış iki ayrı bedende bir can gibi olmuşuz. Hal böyle olurken Celal’in yolculuk boyunca keyifle anlattıkları, yıl boyunca neler yapacağımızın planlamaları hiç umurumda değildi. Ahmet İlkokulu yeni bitirdiğinden, Sarıkamış’a ilk gelişi olduğundan farklı bir heyecanda idi. Karakurt, Sarıkamış yolunda sarı camlar arasında ilerledikçe, Ahmet gözünü kırpmadan nasıl dikkatlice sağı solu incelediği dikkatimi çekti. Vedat kendi halinde mahzun kimseyle isi olmazcasına traktör kasasının bir kösesinde oturuyordu. Bu yolların yabancısı olan Ahmet e yardımcı olması için Celal’i, Ahmet e doğru yönlendirdim. Benim amacım Celal geçtiğimiz yerler hakkında Ahmet’e aydınlatıcı bilgiler versin. Mesela bu yol amcalarının köyü olan Akkoz Yayla ya gider. Yada birazdan Halil bey köprüsüne gelmiş olacağız gibi . Celal, Ahmet e Mecitli köyünü işaret ederek anlatırken, Vedat kahkaha ile gülmeye başladı. Derken beni de bir gülme krizi tutu. Celal, Ahmet e Mecitli köyünü Erzurum diye tanıtıyor, Ahmet ise Erzurum çok küçükmüş deyince ve kendince yorumlar yapınca, Vedat ile ben ha bire gülüyoruz. O tarihlerde köyümüze henüz elektrik gelmediğinden, zavallı Ahmet Televizyon falanda görmemiş. Doğal olarak şehir ve şehir yaşamına tamamen yabancıydı. Celal’in kulağına hemen söylediklerinin gerçek olmadığını Ahmet’e söyleme Sarıkamış’ta bir kaç gün Ahmet ile biraz eğlenelim dedim. Soğuksu mevki ve Hançerli düzündeki o essiz güzellikleri seyrediyorduk, sarı camlar ve kristal karlar diyarı güzelim Sarıkamış’a geldik. Köyde kalanlara göre bizler şehre gittiğimiz için çok şanslıymışız. Sen gel onu benim yüreğime sor. Anne, Baba, kardes akrabalarını ve birçok arkadaşından ayrılmanın nasıl zor olduğunu ancak yasayan bilir.
Bana göre hüzünlü, Ahmet e göre heyecanlı ve bitmek bilmeyen, Celal’e göre şamatalı, Vedat a göre fark etmez bir yolculuktan sonra evimizin önüne geldik. Bir iki hamle ile eşyalarımızı içeriye taşıdık. Ben Halilsiz bir yılın nasıl geçeceği düşüncesine dalmışken, Celal ve Ahmet çoktan evin sağını solunu süpürmeye başlamıştılar. Vakit öğleden sonra idi. Hafiften bir açlığımız vardı. Çayı demlememiz için Köyden getirdiğimiz küçük piknik tüpünün değişmesi gerekiyordu. Hemen aramızda, tüp, cay, ve seker parası topladık. Evimizin kanalizasyon ve su tesisatları o yılda bağlanmayacaktı. Bunu sorun bile yapmıyorduk. Hal binasının yanındaki umumiler zaten bizimdir. Hem suyumuzda oradan bedavaya gelmiş oluyor. Hep birlikte Sarıkamış çarşısına çıkıp hem bir tur atalım hem tüpümüzü değiştirelim hem de Celal ile anlaşmamız gereği Ahmet’e bir iki oyun yapıp biraz eğlenelim dedik. Ahmet e biraz para verdim ve hal binası karşısındaki kösede bulunan kırtasiyeyi göstererek, Ahmetçiğim sen burada bir kilo domates ve çay al, biz Celal ile tüpü değiştirip geleceğiz dedim. Ahmet’ten ayrılıyormuşuz gibi yaptık Ahmet kırtasiyeye girdiğinde bizler hemen peşinde açık olan kırtasiyenin kapısının arasında Ahmet i dinliyoruz. Kırtasiyecinin buyurun demesiyle, Ahmet bana bir kilo domates ve bir paket cay verir misin demesiyle, Kırtasiyecinin gülüşü ve benim kahkahalarımla Ahmet şaşkına dönmüştü. Kırtasiyeci Ahmet’e bizde bunlar bulunmaz demesiyle, ben devreye girdim. Tamam, ben ona nereden alınacağını gösteririm. Önünde geçtiğimiz bakkallardan almak istediyse de, ben buralar pahalıdır diyerek, Ahmet i nalbura kadar götürdüm. Aynı hareket burada da tekrarlandı. Ben ve Celal bugün yeterince eğlenmiştik. ***
Nihayet bir pazartesi sabahı okulumuz açıldı. Vedat ve Ahmet İmam Hatipe, Celal liseye ben de ortaokul 3. sınıfa gidecektim. O gün okulda tanışma, kaynaşma ve hangi saatlerde okula gidilip gelineceğini örgendik. Ben sadece sabahları gidecektim, Celal, Ahmet ve Vedat sabah ve öğleden sonra gideceklerdi. Sabahları istesem Celal’i bir saat erkenden okulun bahçesine göndere bilirim. Nasıl olsa saat sadece bende var. Bir gün akşamdan Celal’e yârin sabah ilk dersimin boş olduğunu söyledim.
DEVAMI FORUM'da
Selam ve Sevgilerimle Selcuk Karakurt
|