|
ZERDÜŞT GİBİ
Yıllar geçti… Zerdüşt söndürmedi ateşi. Yer ateş, gök ateş, tutuşmuş yanmakta... Kızıllık işlendi kanıma, ateşin narından. Güneş batmakta, tutuşmuş yanmakta sema Yanmakta altında durduğum ulu ağacın dalları. Tutuşmuş yağmur taneleri ile suladığım Kızıl güllerin yaprakları da ateş … Bu gece rüyamda bir seyyahım. Asırlarca evvel, bir garip ülkede, Ateşten bir ırmağın kıyısında, bakınıyorum. Bir yanda Hürmüz’ün ışığı, diğer yanda Ehrimen’in karanlığı, Bir anda sardı her yanımı, hayır ile şer. Arınmak gerekti, ruhum düştü ateş ırmağına. Yanar Güneş’in narında, gündüz gece.
Ey Güneş! Işığınla, eğer aydınlatmasaydın alemi. Acep ne olurdu, yazgın?
Ve Zerdüşt şöyle buyurdu, karşı kıyıdan: Gel artık ülkeme ateş sönmeden! Lakin sönmeyen içimdeki kor, çaresizce karşı koyar. Kirlenmemek için kötünün nefesinden. Sönüp de alemin nizamını bozmamak için. Ve de korunmak için Ehrimen’in şerrinden. Zira bekliyor Cehennem zebanileri.
Bir omuzda sevap, bir omuzda günah; Pervane olmuş, döndürür beni. Kora dönüşmüş yüreğim, soğusun diye.
Ateşgede yıkılmakta, kalmayacak taş taş üstünde. Ateş sönmekte, aydınlık sarmakta ufku. Ve doğmakta doğunun nuru kıbleden. Gel artık aşkımın beyaz gülü, Seni yıllardır bekliyor bu yanmış gönlüm. Sönsün artık cehennem gibi yürek ateşim.
Muhittin Karakurt Istanbul-2011
|