|
Bizim Turnaların Acıklı Hikayesi |
|
|
|
|
Administrator tarafından yazıldı.
|
|
BİZİM TURNALARIN ACIKLI HİKAYESİ ( Muhittin KARAKURT) Söyle bir yirmi, yirmi beş yıl geriye baktığımda kulaklarımda hala sesi çınlayan turnaları hatırlarım. Kamış gölünün hemen üstündeki İsmail in çayırı dediğimiz yerde çayır demeye bin şahit isteyen yarısı derin yarlardan oluşmuş yarısı ise bataklıklardan oluşmuş bir yer. Tam kamış gölünün üzerindeki büyükçe bir bataklıkta hemen her sene yuva yaparlardı. Bu bölgedeki böcek kurbağa ve yılanları yiyerek geçinir ve yavrularını her sene büyütüp sonbaharda ise güneye göç ederlerdi. Bu kuşlar büyükçe ve çok gür sesleri vardı. Öyle ki Yoğunhasan dan öttükleri zaman sesleri Karapınar dan duyulurdu. Acayip bir heybetleri vardı. Eğer biraz yuvalarına yaklaşırsanız önce var gücü ile naralar atar daha sonra gözü kara bir şekilde saldırırlardı. İşte bu yazımda bu kuşlarla ilgili bir anımı anlatmak istiyorum. Biraz üzücü olmakla birlikte ibret verici bir hikaye.
Turna çok sadık bir kuştur. Hem doğup büyüdüğü yere hem yuvasına hem de eşine ve yavrusuna. Biri birini iyi kollar ve tehlike anında önce heybetli bir nara atar ve sonra ya uçar yada yavrusu uçmayacak kadar küçükse o kaçıp kurtulana kadar can havliyle savaşır. Çoban köpekleri saldırdığında yavrularını korumak için kocaman azgın köpekleri gagalamak için üstüne atlar sonra mızrak gibi gagalarını batırırdı. Köpekler can havliyle bir çığlık atıp hızla oradan uzaklaşırlardı. Bir gün yalnız başıma çayırlarda kokulu çiçekler ve yabani sarımsak toplarken dalgın dalgın İsmail in çayırına daldım. Bu kokulu çiçekler iki renklidir. Sarı ve lacivert renkli olurlar. Sarı renkliler daha kuru yerlerde lacivertler ise bataklık ve sulu yerlerde yetişir. Aynı zamanda yabani sarımsak yapraklarında ayrı bir şekilde toplar ilkbahardaki çökelek içine katar lavaş ekmeğe sarar ayrı bir lezzetle yerdik. Tam kucağımı doldurmuştum ki büyükçe bir bataklık kenarında durdum, gri renkli büyükçe ve siyah kafalı bir şey bataklıktaki kamışların üzerinde yatıyordu. Biraz daha merakla yaklaşınca birden başını kaldırdı kanatlarını çırptı boyu neredeyse benim kadardı. Elimdeki çiçek buketini nereye fırlattım anlayamadım kucağımdaki her şeyi bırakıp kaçmaya başladım. Peşimden elli metre kadar geldi sonra durdu ve geri döndü. Meğerse kuluçkada yatıyormuş. Bir hafta sonra yumurtaları çatlamış iki adet gri renkli yavru yuvada duruyordu. Bu sefer yuvaya hemen acele ve patavatsız bir şekilde yaklaşmayıp önce etrafı kolaçan ettim daha sonra yokluğundan iyice emin olduktan sonra sürüne sürüne yaklaştım. İki sevimli yavruyu yakından seyrettikten sonra ötüşlerini duydum ve dizlerim titreye titreye oradan koşarak hızla uzaklaştım. Bu kuşlar çok sadıktır. Nerede doğarsa oraya geri dönerler. Eğer Karakilise nin çayırında doğup büyüdüyse i mutlaka oraya ertesi yıl göçten sonra oraya gelir. Bizim çayırlardakiler ise her sene bir iki yavru büyütür ve sonbaharda Eylül ayının on üçünde güneye göç ederlerdi, belki Afrika’ya belki de Hindistan’a kadar gider ilkbaharda mutlaka gün şaşmadan çayırlara gelirlerdi. Sesleri baharı müjdelerdi. Ötüşleri ise yaşamın sürdüğünün bir işareti idi. Her sonbaharda Sovyetler Birliği ne karşı askerler Sarıkamış ve civarında tatbikat yapardı. O sene yine Beşik düzüne asker gelmişti. Mevzi kazıp top ve tank yerleştiriyorlardı. Atış yapıp talim ediyorlardı. Hiç anlayamadığım bir şey bir grup asker bizim çayırlara kadar inip orada keşif yapıyorlardı. Eylül ayını ilk haftasıydı ve turnalar yavrularını büyütmüş göçe hazırlanıyorlardı. Sık sık ötüp Allah’a ısmarladık hadi biz gidiyoruz seneye hayırlısı ile yine görüşürüz der gibi kanat çırpıp dururken askerlerden bir tanesi büyükçe birine hiç umursamadan nişan alıp tetiğe bastı . Üzerinden tüyler uçuştu ve garibim oracıkta tepinip öldü. Diğer biri ise öteki turnaya sen vurursun da ben vurmaz mıyım gibisinden ateş edip vurdu üçüncüsü ise uçtu ve uzaklaştı. Uçup giden yavru idi. Oda günlerce çayırlarda hiç durmadan diğerlerini çağırdı. Sesi hiç durmadı. Çığlık çığlığa bağırıp durdu. Beni bırakıp gidemezsiniz diye anne ve babasına ağlayan bir çocuk gibi. Bir kaç gün sonra ses dindi ve yitip gitti büyük bir ihtimalle çektiği acıya dayanamadı ve bir yerde düşüp öldü. Ertesi sene bizim çayırlara hiç turna gelmedi. Daha sonraki senede gelmediler ,daha sonraki yıllarda da gören olmadı. Eğer öldürülmeselerdi her yıl gelmeye devam edeceklerdi. İşte böyle bizim turnalar bizi böyle terk etti ! Bu hayvanların sadakatine hayran oldum . Bize hiç de benzemiyorlar değil mi? Eğer biz onları öldürmeseydik onlar doğduğu toprağa sadıktır yine geleceklerdi ve her ilkbahar gelip bizimle birlikte yaşayacaklardı. |
Karakurt İnşaat güvencesinde; Avcılar, Beylikdüzü ve Esenyurt'ta satılık ve kiralık daireler Marmara’nın incisi Marmara Ereğlisi’nde projeleri çizilmiş 20 bin TL den başlayan 160 metre karelik satılık villa arsaları… Fırsatlar beklemez… Tel: 532 282 59 81 E-mail:selcuk_karakurt@hotmail.de
|