Pazar, 05 Şubat 2012
 
 
Ana Menü
Anasayfa
KARYADER
YAZARLARIMIZ
Sağlık Köşesi
Anılar ve Tanıdık Yüzler
Dost Siteler
Ziyaretçi Defteri Arşivi
İçimizden Biri
Bölümler
Sarıkamış'a Dair
Sponsor Bağlantılar
HABERLER
Ziyaretçi Sayacı
mod_vvisit_counterBugün Tekil156
mod_vvisit_counterDün197
mod_vvisit_counterBu Hafta1760
mod_vvisit_counterBu Ay1024
mod_vvisit_counterTüm Zaman230297
Sayaç
Ziyaretçi Defteri
KIRDA FARE İLE OYUN PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
KIRDA FARE İLE OYUN

-   Baba ne dersin, bir hamster alayım mı?
-   Anlayamadım, ne alıyorsun?
-   Hani şu evcil beyaz kemirgen var ya! Ev faresi.

Benim küçük oğlan, okuduğu şehirde canı sıkılmasın diye, evinde beslemek üzere bir muhabbet kuşu almaya karar vermişti. Bunun için evcil hayvan satışı yapılan yere bizi de götürmüştü; kuşu birlikte beğenecektik. Sırf muziplik olsun diye her zamanki gibi bana inceden inceye takılıyordu. Kabul etmeyeceğimi bildiği için de yukarıdaki uçuk teklifi yapmıştı. Nerden bilecekti babasının, çocukluğunda,  farelerle en ala şekilde içli dışlı olduğunu.

Tel bir kafeste yer alan değirmen çarkı gibi bir düzeneğin içinde sevimli bir fare hiç durmadan koşuyordu; o koştukça çark da durmadan dönüyordu. Bazen çarkı terk edip, kafesi n yukarısına doğru uzanan merdivene tırmanıyor, tekrar iniyor ve yine kafesin içindeki evine giriyordu. Hamster, kendisi için kafes içinde hazırlanmış parkurda, bu döngüyü durmaksızın yineliyordu.

Bunu izlerken bir anda yıllar öncesine gittim. Bir zamanlar benim de farelerim vardı, oynamak için; öyle bir iki tane değil, onlarca, yüzlerce... Fareden galiba tiksinmezdik ama bazı hallede korkardık.

Fareler, bizim çocukluğumuzda parayla satın alınmaz, kafeste beslenmezdi. Köy çocukları, onları, akılları, marifetleri, dikkatleri sayesinde yakalar ve sonra, doğanın koynunda, açık havada onlarla oyunlarını oynar, heveslerini alıca da işlerini bitirirlerdi. Meraklısına bu fare-çocuk oyununu anlatayım da, nasıl olduğu anlaşılsın.

Köyde zaman çoktu, onu anlamlı bir şeyler ile doldurmak gerekirdi. Köyde yaşayan çocuklar, boş zamanlarını kendi yaratıcı yeteneklerini kullanarak buldukları oyunlarla, yaptıkları oyuncaklar ile renklendirirlerdi. İşte bu çocuk-fare oyunu da bunlardan biridir. Genellikle hayvan otlatan çocuklar ve bazen de kırda bayırda avare gezen çocuklar,  günün bir kısmını buna ayırırlardı.

Fareler yer altında ki yuvalarını birbirine bağlayan tünelleri yaparken, çıkan toprağı, tünelin ağzından dışarı iterler. Bu şekilde dışarı atılan toprak yirmi otuz santimlik küçük tepecikler oluşturur. Çocuklar, bu tepeciklerin yoğun olduğu bölgelerde güzel iş çıkaracaklarını bilirlerdi; şayet yakınlarda akan bir su da var ise.

Önce, akan sudan fare deliklerine doğru ince su kanalları yapmak gerekirdi. Bu kanalları yapmak için, çocuğun sahip olduğu tek alet elindeki çubuk ve kimi zamanda bu işe elverişli taşlardı. Akan suyun, önceden tespit edilmiş birkaç fare deliğine akıtılması zaman ve çaba isterdi. Eldeki çubuk ile fare deliğine doğru bastırılarak çizikler çizilir, buraya akan az miktardaki su toprağı yumuşatır ve küçük su kanalının daha rahat açılmasına yardımcı olurdu. İki üç su kanalı açma işlemi on onbeş dakikada halledilirdi.

Daha sonra farelerin yakalanacağı deliklerde gerekli çalışmalar yapılırdı. Deliğin ağzı, iyice temizlenirdi. İpten veya atkuyruğundan elde edilmiş kıldan yapılmış ve çekildiğinde kement gibi daralan, idam ipinin yuvarlak tarafına benzeyen ip, fare deliğinin üzerine yuvarlak şekilde ve üstü hafif toprak ile kapatılarak yayılırdı. İpin diğer ucu fare yakalamaya çalışan çocuğun elinde olurdu.

Fare deliklerine ilişkin hazırlık tamamlandıktan sonra, akan suyun önüne yeterli büyüklükte bir taş konur, bu suretle suyun fare deliklerine doğru akması sağlanırdı. Akan su birkaç dakika içerisinde farenin yuvasına ulaşır, fareyi dışarı çıkmak için zorlardı. Çocuk,  pusuya yatmış bir halde farenin delikten çıkmasını beklerdi. Fare çaresiz bir şekilde deliğin ağzına gelir ve etrafı dikkatlice kontrol ederdi.  Eğer bir tehlike sezmemiş ise diğer bir deliğe sığınmak üzere fırlardı. İşte tam bu anda çocuk elindeki ipi çeker, kovboyların hayvanları yakalaması gibi fareyi boynundan veya gövdesinden yakalardı. Fare yakalandıktan sonra kaçmak için gayret göster ise de bir müddet sonra yorulup pes ederdi.

Çocuk fareyi tutan ipi bir taşa bağlar sonra onun için bir göl yapardı. Gölü su ile doldurduktan sonra ip ile bağlı fareyi gölün ortasına atardı. Fare can havli ile yüzer ve sudan çıkardı; çocuk bundan büyük zevk alırdı. Çocuk tekrar tekrar aynı hareketi yapar, fare de aynı şekilde yüzer ve sudan kendini dışarı atardı.  Fare bir müddet sonra yorgunluktan boğulma durumuna geldiğinde, çocuk onu birkaç dakika dinlendirir, sonra oyunu bir daha başlatırdı.

Bu oyundan bıkan çocuk, fare ile başka oyunlar denerdi. Farenin zorladığında taşıyacağı bir ağırlığı ipe bağlar ve fareyi korkuturdu. Korkan fare bu kez ipe bağlı ağırlığı var gücüyle çekerek kaçmaya çalışırdı. Bazı hallerde ise çocuklar yakaladıkları fareleri, bu şekilde ağırlık bağlayarak yarıştırır veya ipleri birbirine bağlayarak fareleri zıt yönlere çekiştirirlerdi. Bu hallerde kahkahalar, çığlıklar etrafı inletirdi. Öyle anlar oludu ki, zevkten gözü dönmüş çocuklar, fareleri birbirlerinin üzerine atarak, birbirlerini korkuturlardı.

Fare ile oyun, çocuk bu işten bıkıncaya kadar devam ederdi. Sonra nemi olurdu, tabi ki kaçınılmaz son. Fare ya suda boğulup ölürdü yahut taşıdığı ağılıktan dolayı ölürdü veyahut çocukların en uzağa fare fırlatma yarışında ölürdü.

Tabi fare bazen yakalanamazdı. Çocuk tüm hazırlığı yapıp suyu fare deliğine bağladığında, bazen görmediği bir delikten, fare çıkar gider, çocuk ise fare gelecek diye tuzak hazırladığı deliğin başında bekler dururdu. Bazen ise fare delikten hızlı gonzalez ok gibi fırlar, çocuk ipi çekmekte yavaş kaldığından, fareyi yakalayamazdı. Kimi zaman ise, yakalanmış fare, dikkatsizlik yüzünden kaçırılırdı.

 Çocuğun bu zevkli uğraşını kursağında bırakan durumlarda vardı. Birincisi, kendisinden daha dişli bir çocuğun, gelip yakaladığı fareyi elinden alıp, kendisinin oynaması, ikincisi ise bir büyüğün olayı görüp, ulan hayvana niye eziyet ediyorsun diyerek, yakalanmış fareyi serbest bırakmasıdır.

Aman dikkat! Bizim fareler ile oynadığımız gibi, birileri bizimle oynamasın ve işi bittiğinde kaldırıp atmasın.

Selam ve sevgilerimle.
Muhsin KARAKURT