| Kış Masalları |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı. |
|
Bazı günler azdıkça azardık . Ev halkı gürültümüzden oldukça şikayetçi olurdu. Bazen ensemizden tutup sokağa kurtların önüne atacaklarını söyleselerde pek aldırmazdık. Soğuk ve beyaz kış gecelerinde bazen hava açık olur ve ay ışığı beyaz karın üzerinde yakamozlar gibi parlardı. Her taraf aydınlık olur ve göz alabildiğince uzakları görürdük. Böyle gecelerde bir de ay dolunay oldu mu hemen akla kurt hikayeleri gelirdi. Tabii ki köy ortamında kurt ve kuş masalları ve hikayeleri olur, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in masalı olmazdı. Büyükler odanın üst köşesine kurulup sohbet başlayınca mutlaka birileri bir yerden söze girerdi. Derken biri bir varmış bir yokmuş der ve söze başlardı. Falanca köyde ve falanca yerde bir zemheri günü birileri hastaymış ve yatakta yatarken birden bakmışlar ki ilaç yokmuş. Daha iki hafta önce bir iki kutu yazılmış fakat hepsi bitmiş . Kar yolları kapatmış ne bir vesait nede bir yolcu varmış kasabaya. Her taraf kapalıymış ve kuş uçmuyormuş. Hasta üç gündür ilaçsızmış ve nerdeyse komaya girecek diye herkes sabırsızlanıyormuş. O zamanlarda altı yedi ay köyler kar altında kalırmış, yolların açılması bir yana ancak köylerle kasabalar ve diğer köyler arasında yalnızca bir insanın yürüyebileceği izler açılır ve bu patikalardan yürünürmüş. Derken gözler evin büyük oğluna çevrilmiş. At hazırlanmış, büyük oğul ata binmiş ve kasabanın yolunu tutmuş. Dışarda kar ve kış varmış, kar tavşan başı gibi lapa lapa yağmaktaymış. Delikanlı atını dört nala sürmüş ve ikindi olmadan kasabaya varmış. Eczaneden ilaç almış ve yola koyulmuş. * Her ne kadar ona “Bu gece handa gecele, yarın git.” deseler de o, babasının hasta olduğunu ve acil ilaç almazsa ölebileceğini söylemiş ve gitmekte ısrar etmiş. Daha kasabanın düzlüğünü aşıp ormana yeni girmiş ki at kulaklarını bir dikip bir kısarak anlamsız anlamsız ürkmeye ve kişnemeye başlamış. Bu arada delikanlı durmadan atı kırbaçlıyor ve bir an önce ormandan çıkmak istiyormuş ama at huysuzlandıkça huysuzlanıyormuş. * Genç adamın kasabada aldığı sapı bir metreden biraz uzun bir nacak baltadan başka bir silahı yokmuş. Biraz ekmek, biraz peynir, bir çakmak ve bir-iki kutu kibritten başka bir eşyası da yokmuş. Bir taraftan, basmakta olan karanlıktan kaynaklanan telaşı varmış içinde, diğer taraftan da babasını düşünüp atını topukluyormuş. Daha karanlık çökmemiş ama şimdiden ormandan kurt ulumaları gelmeye başlamış. Bu telaş içinde yol alırken, aniden bir dönemeçte at dikilip kalmış ve olanca çabaya karşın tek bir adım bile atmıyormuş. Derken at ürküp genç adamı sırtından fırlatıp atmış. Bereket ekmek torbası nacak baltası yanına düşmüş. At geldiği yoldan hızla dörtnala koşarak var gücü ile kasabaya doğru yol alırken bizim genç daha bir kaç dakika geçmeden etrafında tam beş adet aç kurdun dolaştığını ve niyetlerinin pek iyi olmadığını anlamış. * Genç delikanlı yiğit mi yiğit bir delikanlıymış. Kendini savunacak gücü varmış ama bir taraftanda dondurucu kış ve kar ile savaşcak olması onu içten içe korkutuyormuş. Kasabaya geri dönmesi sözkonusu değildi çünkü yakında bildiği köyler ve sığınacağı hayvan barınakları ve çobanların olduğunu biliyordu. Daha birkaç yüz metre yürümeden aç kurtlar acı acı uludu ve onun izine düşerek iz sürmeye başlamışlardı. Genç bir taraftan hızlı adımlarlarla yüreği burnunda acele ile karda düşe kalka yürürken diğer yandan arkasına bir göz atmayı da unutmuyormuş. Gece vaktiydi ve gece vakti Azrailin eli uzun olur diye düşünüyordu. * Daha bir kaç yüz metre gitmişken birden kurtların armadası etrafını sarıp kendisine iyice yaklaşmışlardı. Yolun sağına soluna sıçrayıp toparlanıp saldırmaya çalışıyorlarmış . Bu şekilde yakın didişmeler bir süre devam eder. Daha sonra dişi lider kurt kesik kesik uluyarak saldırı emri verir gibi yelesini kabartıp ,kuyruğunu bacaklarının arasına kısıp sırtını kamburlaştırıp çenesini titrer gibi dişlerini tıkırdatıp atılmaya hazırlanmış. Bu manzara karşısında delikanlının birden aklına kurtların karanlıkta, ışıktan korktuklarını gelmiş . Bir elle baltasını hazır tutarken bir elle de gaz çakmağını çakmaya başlamış. Bunu gören kurt kaçmıyor ama aldığı saldırı kararınından vazgeçiyormuş. * Bu şekilde çakmağın gazı bitine kadar devam etmiş. Daha sonra gaz bitince hemen cebindeki kibrit kutusunu çıkarıp kibritleri birer birer çakıp kurtların üzerine atarak korkutmaya çalışmış. Bu şekilde bulduğu yaratıcı çözümle bir kışlanın koyun barınağına (kom) iyice yaklaşmış. Son kibriti kullandıktan sonra bir hayli korkmuş. Zira kurtlar artık ışık görüp korkmayacak ve direk olarak üzerine atılacaklardı. Öylede oldu lider dişi kurt saldırı pozisyonu aldığı gibi bir top gibi toparlanıp üzerine bir yay gibi atılmış. Genç adam hemen baltasını can havlı ile salayıp kurdu vazgeçirmiş. Bu arada diğer kurtlar boş durmuyormuş. Delikanlının önüne yanına geçip arka ayakları ile karları serpiştirip tipi çıkartıp yolunu şaşırtmaya çalışıyorlarmış. Gencin ayaklarından birinin kayıp tökezlemesi ve yere kapaklanması onun hayatına mal olacaktı. Bu yüzden oldukça temkinli yürüyor bir yandan da kahramanca savunmasına devam ediyormuş. * Bir kaç yüz metre sonra genç bildiği bir koma yaklaştığını biliyordu. Daha önce de orayı görmüştü. Babası onu oraya çocukken götürmüştü. İçinde büyük bir umut yeşermişti . Bir taraftan yürüyüp saldıran kurda balta savururken diğer taraftan da sen misin bana saldıran biraz yaklaş da belinin ortasına bir balta indireyim diye söylene söylene komun önüne kadar gelmiş. * Kom da hiç bir hareket yoktu. Avazı çıktığı kadar bağırmış ne bir çoban nede bir köpek sesi duyuluyordu. Deve göçmüş yurdu kalmıştı , çobanlar çoktan burayı bırakıp göçmüşlerdi.Yavaşça komun kapalı kapısı zorlamış kendini zor bela içeri atıp kapıyı kapatıp kapıya sırtını dayamış. Ama kurtlar öte yandan hiç rahat durmuyormuş. Kimi dama çıkıp içeriye atlamak için bir yol bulmaya çalışıyormuş diğer taraftan baskın kurt dışarıdan kapıda bir delik açmaya uğraşıyormuş. Öyle ya haftalar olmuştu bir gram et yiyemişlerdi ya bu insanoğlunu yiyeceklerdi yada açlıktan kendileri öleceklerdi. Her ne kadar kurtlar insan etinden hoşlanmasalarda bu zamanda ve bu kara kışta bunu düşünecek durumları yokmuş. * Adamcağız içerden kapıyı kapatma kolunu bulup zinciri iyice bağladıktan sonra kapının arkasına da kocaman bir taş koyup kom un diğer yerlerini keşif edip emniyet altına almaya çalışıyordu. Bu nedenle etrafta biraz çer çöp bulup Allah a sığınarak son kez çakmağını çakıp ateşi tutuşturmuş. Artık bu onun son şansı idi ve çakmak da onu üzmemiş ve şansı yaver gitmişti. Bir süre bulabildiği yanacak odun tezek üst üste yığıp bir ateş tutuşturmuş. Sonra iyice dolaşıp çobanın kendine yaptığı ve hayvan barınağına göre daha sağlam olan külübeyi bulup bir ateş tutuşturmuş. Ateşin yanına kurulup bir taraftan kapıyı tırmalayan ve damda sağa sola koşuşturan kurtların tıkıtı ve ulumalarını dinliyormuş bir yandanda dondurucu soğuktan korunmaya çalışıyormuş. * Vakit neredeyse yarı geceye varmışken birden çoban mekanından gökyüzüne bakarken lider dişi kurt ile göz göze geldi. O koklayıp delikanlının komdaki yerini bulmuştu. Genç adama dişerini bir de boğadan gelen derin bir hırıltı göderdi genç adam da ona bir balta gösterdi.Ardından ateşten bir kor fırlatır.Zaten en fazla ayakta birbuçuk metre boyundaki bir insanın başının tavana değmeden yürüyeceği kadar yüksekmiş. * Kurt durmadan adamın sıkıştığı dar ve isli çoban barınağını üzerinde dolaşıp, bir taraftanda kazıyıp duruyormuş. Artık gencin tek çaresi ateşi söndürmemekti. Diğerleri kapının yanlarından çürük duvarları kazıya kazıya neredeyse komun içine girmek üzerlerdi. Eğer onlar içeri girerse artık yakacak bulmakda sorun olacaktı. Kurtlara yem olmazsa bile soğukta donacaktı. Derken dış kapının yavaş yavaş açılıp düştüğünü duydu. Şimdi değil daha şimdi değil biraz daha zaman diye dua edip duruyordu. * Zaman geçtikçe ateş zayıflıyor ve sönmeye yüz tutuyordu. İçerde iniltilerle dolaşan aç kurtların seslerini duyuyordu. Gözleri ateşe bakınca korkunç bir şekilde parlıyorlardı. Birden babasını eskiden ona anlattığı bir hikayeyi hatırladı. Eğer kurtların saldırısından kurtulmak istiyorsanız mutlaka lider dişi kurdu yaralamalısınız demişti babası. Zaten baskın dişi hemen başının üzerinden mertekleri kazımaya ve oynatmaya başlamıştı bile. Genç adam torbasını korkuluk şeklinde çoban külübesine asıp baskın dişinin hareketlerini dikkatle izlemeye koyuldu. Artık ateş sönmüştü ve dişi kurdu son saldırısından alıkoyacak bir şey yoktu. * Gövdesini indirmek üzere kaldırdığı mertek arasından bir arka ayağı içeri batınca genç adam fırsat bu fırsat deyip ayağını tam kalçasına kadar tutup aşağı çekmiş. Hemen avcı biçağını çekip ve arka ayağının dirseğinin bulunduğu yerde kasları ikiye ayırıp nacağın sapını oradan geçirir böylece kurt ayağını ne yukarı çekebilyormuş nede aşağı inebiliyormuş. Lider kurtun feryadını duyan diğer kurtlar hemen yardımına koşmak isteselerde korkup ondan uzak dururmuşlar. Artık safak atmaktadır ve gitme zamanıdır ,geri kalan dört kurt oradan ayrılırlar. * Genç adam kurt sesleri iyice dinince etrafı iyice kolaçan etmiş ve kapana kıstırdığı lider dişiyi öldürmek istemiş. Biçağı ile kol kalınlığında bir metre uzunlukta bir sopa hazırlamış . Nacak baltasını çekip yerine sopayı yerleştirmiş. Kurt hem yorgunluktan hemde açlıktan bitkin bir haldeymiş. Genç delikanlı zaferin verdiği sarhoşlukla ve bütün öfkesi ile komun damına çıkmış ve ona korkulu gözlerle bakan kurda iyice yaklaşmış. Nacağı bütün gücü ile kaldırıp ve öfke ile indirmiş. Fakat ürken kurt hafifçe kıpırdayınca nacağı sekmişve var gücü ile kendi dizine indirip o acı ile bayılarak kurdun tam üstüne düşmüş. * Kurt bütün haftayı aç geçirmiştir ve düşmanı cansız halde önüne yığılmış halde bulunca boğazına çullanıp onu oracıkta öldürmüş. Sonrada kemikleri kalana kadar genç adamı yemeye başlamış. * Kasabadan köye hemen haber uçurulmuş. Gencin atı kasabaya geri dönmüş fakat kendisi ortada yoktur. Bütün akrabaları yollara dökülmüş onu aramaya koyulmuşlar , izciler iz sürer ve sonunda onu bir komun damında arka ayağından bağlanmış bir kurdun önünde kemik yığını halinde bulmuşlar. * Hikayeyi dinleyen İshak çavuş biraz endişeli birazda acele ile cep saatine bakıp, oh zaman iyice geç, yatsı namazı vakti gelmiş deyip köstekli cep saatını yeleğinin cebine geri koydu. Dinleyiciler iyi geceler dileyip evlerıne dağıldı. Etraf karanlıktı göz gözü görmüyordu. Babamın peşinden yürürken nerdeyse bacaklarına dolanıyordum. Adamcağız önünde yürütse olmuyor arkasında yürütse olmuyordu. Sonunda korkulu bir gecede yorganı tepeme kadar çekip yatağa gömülüp sabahın gelişini beklerdim. Sabahın ışıkları ile yeniden hayat normale dönerdi. Durmadan evin tavanına bakıyorum acaba bir kurt oradan pençe uzatıyor olabilirmiydi? * Bu hikayeden çıkarılacak ders, ne kadar güçlü olursanız olun ve ne kadar şartlar sizden yana olursa olsun düşmanınızı asla küçümsemeyin. Yapacağınız küçük bir hata veya küçücük bir şartın değişmesi ile her şeyi aleyhinize dönebilir. Her şey tam yolundayken diye düşünürken aslında her şeyin sonunuda olabilir. MUHİTTİN KARAKURT |









